Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacılar ayrı ayrı açtıkları davalarda; murislerinin 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduklarının tespitine ve yaşlılık ve ölüm aylıklarının iptaline yönelik Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemişler, davalı-davacı Kurum ise, ayrı ayrı açtığı davalarda, yersiz ödenen aylıkların davacı-davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Kurum işleminin iptaline yönelik dört dava ile, yersiz ödenen aylıkların iptaline yönelik on beş davanın birleştirilmesine karar verdikten sonra, ilamda belirtildiği şekilde davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Eldeki davanın sonuçlandırılmasına yönelik olarak öncelikle; .....sigortalılığının tespiti, Kurum işleminin iptali ve yersiz ödemelerin tahsili amacıyla, ayrı ayrı açılan davaların birleştirilerek birlikte görülüp, sonuçlandırılmasının mümkün olup olmadığının çözümlenmesi gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.07.2009 tarihli, 2009/21-286 Esas ve 2009/328 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; Bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için, aynı tarafta yer alanlar arasında hukuksal bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda, bu bağlantı, karşılığını, dava arkadaşlığı kurumunda bulmaktadır. Dava arkadaşlığı, zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında ve zorunlu dava arkadaşlığı da yine kendi içinde maddi ve şekli olmak üzere ikili ayrımla düzenlenmekte olup, anılan kavramların açıklanmasında yarar vardır.
Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da, bu hukuki ilişki hakkında, mahkemece, bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde, dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle, bir hakkın, birden fazla kişi tarafından, birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının zorunlu olduğu hallerde, bu hak dava konusu edildiği zaman, o hakla ilgili birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Dava arkadaşlığının hangi hallerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Zorunlu dava arkadaşlığında; dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise, dava sonunda, zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında, dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabih bulunmamaktadır.
Bazı hallerde ise, birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı halde, kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez.
Açıklanan bu mecburi dava arkadaşlığı halleri dışında ise, dava arkadaşlığı ihtiyaridir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 43. maddesinde; “Birden ziyade kimseler aşağıdaki hallerde birlikte dava ikame edebilecekleri gibi birlikte aleyhlerine de dava ikame olunabilir:
1-Müddeiler veya müddeaaleyhler arasında müddeabih olan hak veya borcun iştirak halinde bulunması veyahut müşterek bir muamele ile hepsinin lehine bir hak taahhüt edilmiş olması veya kendilerinin bu suretle taahhüt altına girmeleri,
2-Davanın, her biri hakkında aynı sebepten neşet etmesi.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Şu durumda; maddede açıkça sayılan, dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı (veya benzer) sebepten doğmuş olması, hallerinde birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi, birlikte aleyhlerine de dava açılabilir.
Alacaklının müteselsil borçluların tümüne veya bunlardan bazısına karşı alacak davası açtığı hallerde davalı müteselsil borçlular; yine, mirasçılar miras bırakanın borçlarından müteselsilen sorumlu olduklarından, birden fazla mirasçıya karşı alacak davası açılması halinde davalı mirasçılar; birden çok kişinin aynı sözleşmeyle borç altına girdiği hallerde bölünebilen bir borç nedeniyle birden çok kişiye karşı birlikte dava açılması halinde, bu kişiler; arasındaki ilişki ihtiyari dava arkadaşlığıdır.
Davanın, birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğması haline gelince; aynı sebepten maksat, yalnız hukuki sebep olmayıp, bir olaya, yani aynı vakıaya ve fakat farklı hukuki sebeplere dayanılarak da birden fazla kişinin dava açması veya dava edilmesi olanaklıdır. Örneğin, sebepsiz iktisap hükümlerine göre sorumlu olan kişilere karşı ve haksız fiili birlikte işleyen kişilere karşı birlikte dava açılabilir. Burada da ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusudur.
Öte yandan, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 46.maddesinde; “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden karar verebilir.” denilmektedir.
Tüm bu açıklamalar karşısında, somut olay değerlendirildiğinde; sigortalı ya da hak sahipleri tarafından Kuruma karşı açılan Kurum işleminin iptali ve tespit davaları ile, Kurumca, bu kişilere karşı açılan itirazın iptali davalarının, kendi içlerinde, yukarıda açıklanan prensipler ışığında birleştirilmesi yerinde ise de; davacılar ... ve.....tarafından açılan ve 1997/70 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yürümekte olan dava ile,..... tarafından açılan, esasın 1997/125 sırasına kaydedilen; ..... tarafından açılan, esasın 1997/78 sırasına kaydedilen ve..... arkadaşı tarafından açılan ve esasın 1997/92 sırasına kaydedilen Kurum işleminin iptali ve tespit davaları arasında, maddi yada şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığının varlığından söz edilemeyeceği gibi, ihtiyari dava arkadaşlığının varlığını kabule olanak sağlayan unsurlar da mevcut değildir.
Açıklanan bu durum karşısında, aralarında zorunlu ya da ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmayan, mahkeme esasının 1997/78, 1997/70, 1997/92, 1997/125 sırasına kayıtlı bulunan dava dosyalarının davacılarının, aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunmayan taleplerle açtıkları davaların, birleştirilerek sonuçlandırılmasını haklı kılacak açık bir yasal düzenleme ve geçerli hukuksal bir nedenin varlığından söz edilemez. Sigortalılık süresinin tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olduğu da gözetildiğinde, mahkemece, resen araştırma yapılabileceğinden, yargılamanın sağlıklı olarak yürütülebilmesi ve uyuşmazlığın kolaylıkla çözüme ulaştırılabilmesi için, sigortalı yada hak sahiplerinin, ayrı ayrı açtıkları davalar birleştirilmiş olsa da, nihayetinde ayrılarak karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılar ve birleşen dosyanın davalıları ile davalıya iadesine, 01.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.