Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, trafik kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine yaptığı yardımların, 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi gereğince davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı, 1479 sayılı Yasanın 63. maddesidir. Anılan maddeye, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasanın 29. maddesi ile eklenen üçüncü fıkra ile “Taksirli suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasına neden olan üçüncü kişinin sigortalının eşi, çocukları, ana ve babası olması halinde, bu kişilere rücu edilmez.” hükmü getirilmiştir. Mahkemece, anılan hüküm gereği, davanın reddine karar verilmiş ise de, eldeki dava dosyasına konu olayda, Kurum zararının doğumuna sebep olan trafik kazasının, 03.06.1997 tarihinde vuku bulması karşısında, davada, öncelikle çözülmesi gereken sorun, yukarıda zikredilen yasal düzenlemenin, geçmişe yönelik uygulanıp uygulanamayacağıdır.
Bilindiği gibi, mevzuatımızda, “Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta, kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide, kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir.
Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir ... sayılı Yasanın 29. maddesiyle 1479 sayılı Yasanın 63. maddesine eklenen “Taksirli suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasına neden olan üçüncü kişinin sigortalının eşi, çocukları, ana ve babası olması halinde, bu kişilere rücu edilmez.” hükmünün, 4956 sayılı Yasada, anılan Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi; anılan düzenlemenin, yasanın yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden önce meydana gelen olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.
Bu bağlamda, 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi çerçevesinde, Kurumca yapılan yardımların ilk peşin değerinin 3. kişilerden rücuan tazmini hususunda doğru bir sonuca ulaşılabilmesi için, öncelikle “üçüncü kişi” kavramının hukuksal niteliğinin de açıklığa kavuşturulması gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.1997 gün ve 1997/10-193-451 sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi devlet adına sosyal güvenlik yasalarını uygulamakla yükümlü Bağ-Kur birinci kişi, sigortalı ve hak sahipleri ikinci kişi, bunların dışında kalan ve suç sayılır hareketi ile kanunda sayılan yardımların yapılmasına sebebiyet veren kişiler üçüncü kişi konumundadır. Zira sigortalılar, sosyal risklere karşı Kurumdan yardım görmek için prim ödemektedirler. Bu yönde primler hem sigortalı hem de hak sahipleri adına ödenmektedir.
Hal böyle olunca, sigortalının erkek çocuğu olan davalının, anılan Yasanın 45. maddesi kapsamında, hak sahibi olup olamadığı belirlenerek, zararlandırıcı sigorta olayının gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan yasal düzenlemeler çerçevesinde, sorumluluğunun bulunup bulunmadığı irdelenerek, varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 06.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy