(506 S. K. m. 2, 3, 4, 6, 79) (818 S. K. m. 313, 354) (442 S. K. m. 19, 39) (5502 S. K. m. 36)
Dava: Dava, 506 Sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece; davalı Ardahan Valiliği yönünden pasif husumet yokluğu, davalılar Büyük Sütlüce, Aşağı Kurtoğlu, Çamlıçatak, Nebioğlu Köy Tüzel Kişilikleri yönünden iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilip, diğer davalılar hakkında istem kısmen, 1.1.1990 - 5.8.2005 dönemine dair toplam 4164 gün olarak hüküm altına alınmıştır.
Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmeyen, dönemsel sigorta primleri bordrolarıyla bildirimi veya çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir belirleme bulunmayan davacının istemi, 1978 yılından 5.8.2005 ( dava ) tarihine kadar davalı işveren konumundaki 29 adet köy tüzel kişiliklerine hizmet akdiyle bağlı köy katibi olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine dair olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda, anılan köylere ait hesap defterleri, köy defterleri, işletme defterleri ve tanık anlatımlarına dayanılarak karar verilmiştir.
506 Sayılı Kanunun 2nci maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre sigortalı sayılacağı belirtildikten sonra, 3üncü maddesinde kimlerin bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacakları ve hangi kişiler hakkında da bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı açıklanmış, 4üncü maddesinde ise, bu Kanunun uygulanmasında 2nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler işveren olarak tarif edilmiştir. 3üncü maddeye göre, kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar veya herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanlar sigortalı kabul edilmemektedir. Buna göre sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3üncü maddede belirtilen sigortalı sayılmayan kişilerden olunmamasıdır. İş sözleşmesi (hizmet akdi), pozitif hukukumuzda B.K.nun 313 - 354. maddelerinde düzenlenmiş olup, işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanan sözleşmenin, aksine hüküm bulunmadıkça özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin parça üzerine hizmet veya götürü hizmet adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, ücret unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 Sayılı Kanunun sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, zaman ile bağımlılık unsurlarıdır.
Bununla birlikte, 442 Sayılı Köy Kanununun 19uncu maddesinde, köylünün istemine bağlı olmayarak harcanacak paralar arasında, katip aylığına yer verilmiş, 39uncu maddesinde, muhtarın yazılarını köy katibine yazdıracağı, köyde katip bulunmazsa bu işi köyün öğretmenine ve o da yoksa imamına yaptıracağı belirtilmiştir.
Diğer taraftan davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 79uncu maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan Kanunun 6. maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenlemeyle anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına dair bu tür davaların kamu düzeniyle ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Bu bağlamda, hak kayıplarıyla gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır.
Ayrıca belirtilmelidir ki, 20.5.2006 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 36. maddesi hükmüne göre, ilgili kanunlarda yer verilmemiş olsa dahi, Kurumun taraf olduğu davalar, icra kovuşturmalarıyla ilamlar harçlardan bağışıktır.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, 1.1.1990 - 5.8.2005 dönemi yönünden; ilgili meslek kuruluşları, esnaf ve sanatkarlar sicil memurlukları, vergi daireleri, mal müdürlüklerinden araştırma yapılarak davacının kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmasının bulunup bulunmadığı saptanmalı, söz konusu 25 adet köyde davacıyla aynı tür ve nitelikte iş yapan başka kişi/kişiler olup olmadığı yöntemince belirlenmeli, tanıklarla davalı köy tüzel kişiliklerinin yasal temsilcileri konumundaki muhtarların yeniden bilgi ve görgüsüne başvurularak, taraflar arasındaki çalışma ilişkisinin niteliği, çalışma süresine dair olarak davacının işbu bozmaya konu ilk hükümde karar altına alınan yıllarda her bir köyde ayda kaç gün eylemli olarak katiplik hizmetini yerine getirdiği, belirdiği takdirde anlatımlar arasındaki çelişkiler de giderilmek suretiyle her türlü kuşkudan uzak biçimde ortaya konulmalı, tüm kanıtlar değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, 5502 Sayılı Kanunun 36ncı maddesine aykırı olarak davalı Kurumun harç tutarından sorumluluğu yönünde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 02.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy