Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı alırken 5434 sayılı Kanun kapsamında da emekli aylığı alabileceğine, 2 ödeme yapılması nedeniyle davalı Kuruma borçlu olmadığına, kesildiği tarihten itibaren 506 sayılı Kanun kapsamındaki yaşlılık aylıklarının her bir ödeme tarihinden itibaren yasal faizle birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, davanın kısmen kabulüyle, davacıya, 15 yıldan fazla sigortalılık, 4838 gün prim ve 55 yaş üzerinden 01.01.2001 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasıyla, 01.01.2001 tarihinden öncesine ilişkin 3.135,45 TL. borcu olduğundan menfi tespit istemine ilişkin talebin reddine karar vermiştir.
Hükmün, taraflar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor okunup, dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının REDDİNE;
1-)01.03.1965 – 30.04.1980 tarihleri arasında 4478 gün, 01.06.1983 – 01.12.1983 tarihleri arasında 144 gün zorunlu, 01.05.1991 – 31.05.1991 tarihleri arasında 30 gün isteğe bağlı, toplamda 4652 gün primi olan, 24.01.1966 – 24.01.1968 tarihleri arasında yaptığı 2 yıl askerliğin 360 gününü borçlanarak 5012 gün prim üzerinden 01.07.1991 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı bağlanan 12.12.1945 tarihinde doğan davacıya; 13.05.1980 – 18.08.2003 tarihleri arasında 5434 sayılı Kanun kapsamında çalışıp, 2 yıl askerliğini borçlanarak 15.09.2003 tarihinden itibaren 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığı bağlandığı; Emekli Sandığı tarafından durumun bildirilmesi üzerine Sosyal Sigortalar Kurumunun 506 sayılı Kanun kapsamında bağlanan yaşlılık aylığını baştan iptal ederek, 01.07.1991 – 23.02.2008 tarihleri arasında ödenen yersiz yaşlılık aylıkları toplamının davacıya borç kaydedildiği anlaşılmaktadır.
506 sayılı Kanunun 62. maddesindeki, Sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan sonra yazılı istekte bulunan ve yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıya bu isteğinden sonraki aybaşından başlanarak yaşlılık aylığı bağlanır. Düzenlemesindeki, sigortalı deyimi 506 sayılı Kanunun 2. maddesinde tanımı yapılan sigortalıları kapsar. Dolayısıyla yaşlılık aylığı bağlanması için ayrılınması gereken işin, 506 sayılı Kanun kapsamında olan iş olduğu belirgindir. Öte yandan, 506 sayılı Kanunun 60. maddesi uyarınca yaşlılık sigortası kolundan bağlanan aylıkların kesilme koşulları, aynı Kanunun 63. maddesinde düzenlenmiştir. 506 sayılı Kanunun 63/A maddesindeki düzenleme, "bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken, sigortalı olarak çalışmaya başlayanların yaşlılık aylıkları çalışmaya başladıkları tarihte kesilir.” düzenlemesini içermekte olup; Kanun uyarınca yaşlılık sigortasından aylık alanların bu aylıklarının kesilebilmesi, ancak 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlamaları halinde mümkün bulunmaktadır. 5434 sayılı Kanuna tabi bir işte çalışmanın, Sosyal Sigortalar Kanunu hükümleri çevresinde yaşlılık aylığının kesilmesini gerektirmeyeceği, konuya ilişkin yasal düzenleme ve yerleşik içtihatlardan anlaşılmaktadır.
Ancak, sosyal güvenlik sisteminin çifte sigortalılık üzerinden birden fazla yaşlılık aylığına hak kazanmaya olanak vermeyen yapısı ile, 2829 sayılı Kanunun bu yaklaşımı destekleyen 4. maddesi hükmü gözetildiğinde; mükerrer askerlik borçlanması ve çakışan sigortalılıklar iptal edildiğinde 15 yıldan fazla sigortalılık süresi, 4478 gün prim ve 55 yaş üzerinden 01.01.2001 - tarihinden 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığının bağlandığı 15.09.2003 tarihine kadar davacının, 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı alması mümkündür.
2-)Dava konusu diğer dönemlerde yersiz ödemeler nedeniyle davacının iade yükümünün kapsamı yönünden; 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi,“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” hükmünü içermektedir.
Konuya ilişkin 5510 sayılı Kanun öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Kanunun 121. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Kanun içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir özel düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi ile 506 sayılı Kanunda yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetle veya kötü niyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 sayılı Kanunun geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.
Belirtilen nedenlerle; 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gerekmektedir.
Borçlar Kanununun, somut uyuşmazlıkta iadeyle yükümlü olunan tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63. maddesininde gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Bilindiği üzere, iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar nispetinde ret ve iadeyle yükümlü olmayacaktır.
Buna karşın; zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacağında kuşku bulunmamaktadır.
5510 sayılı Kanunun 96. maddesiyle getirilen düzenleme, sebepsiz zenginleşmede iade konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup; zamanaşımı hükmü olarak nitelenmesine olanak bulunmamaktadır. Maddenin genel hükümlere atfı, 5510 sayılı Kanunun 97. ve diğer maddelerinde fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağı yönünden düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında; fazla ve yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağı yönünden zamanaşımı konusunun genel hükümlerden hareketle çözümü gerekmektedir.
506 sayılı Kanun kapsamında yersiz ödenen yaşlılık aylıklarından kaynaklanan davacının iade borcunun kapsamı, açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde belirlenerek, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388 ve 389. maddelerinde tanımlanan unsurları taşıyan ve “iki tarafa tahmil ve bahşedilen haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılması” yönündeki yasal gerekler gözetilerek, infazda tereddüte neden olmayacak şekilde karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, taraflar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 01.11.2010 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy