Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, davacıya daha önce bağlanıp kontrol muayenesi sonucu kesilen maluliyet aylığının 01.01.2005 tarihinden itibaren ödemeye devam edilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacıya bir tür akciğer hastalığı sebebiyle, 506 sayılı Kanunun 53. maddesi hükmü gereğince, 26.3.2002 gün ve 18650 sayılı karar ile çalışma gücünün 2/3’ünü kaybettiğine, ancak 01.11.2004’de kontrol muayenesinin yapılmasına karar verildiği, anılan kontrol muayenesi sonucu, Kurum tarafından .....21.3.2005 gün ve 10384 sayılı raporuna dayanılarak, çalışma gücünün 2/3’ünü kaybetmemiş olduğu sonucuna varılarak aylıklarının durdurulduğu, itiraz üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 03.3.2006 gün ve 17/522 sayılı raporu ile aynı sonuca ulaşıldığı, davacının yeniden maluliyet aylığı talebi üzerine aynı hastaneden alınan 27.3.2006 gün ve 3265 sayılı sağlık raporu ile...... alınan 31.7.2006 tarihli ve 1064 sayılı sağlık raporlarının değerlendirilmesi ile de yine çalışma gücünün 2/3’ünü kaybetmediğine karar verildiği anlaşılmaktadır. Yargılama aşamasında alınan 28.01.2009 tarihli, 810 sayılı, Adli Tıp 3.İhtisas Kurulu da davacının Sosyal Sigorta İşlemleri Tüzüğü'ne göre beden çalışma gücünün en az 2/3’ünü kaybetmemiş olduğu sonucuna varmıştır. Anılan raporlar karşısında, davacının kontrol kaydı itibariyle kendisine daha önce bağlanan maluliyet aylığının kesilmesi yerindedir.
Ne var ki; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile sigortalılar açısından “malul sayılma” şartları yeniden düzenlenmiştir. Bu kapsamda; 4/a ve 4/b’li sigortalılar için “...çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60’ını kaybettiği...” Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu Kurumun Sağlık Kurlunca tespit edilenlerin malul sayılacağı belirtilmiştir.
Görülmekte olan dava, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte henüz derdest olup, sosyal güvenlik hukukunun kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle, sigortalı veya hak sahipleri lehine getirilen yasal düzenlemelerin derdest davalara da uygulanması gerekeceği tartışmasızdır. Açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde dava ele alındığında;5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihi itibariyle anılan Kanun’un 25’inci maddesi gereğince malul olup olmadığının saptanması gereklidir.
Sürekli iş göremezlik ve malullük halinin belirlenmesinde izlenecek yolun ne olduğu 506 sayılı Kanunun 109. maddesinde (2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun “Sağlık Raporlarının Usul ve Esasları”na dair 95. maddesinde) hükme bağlanmıştır.Buna göre, kurum sağlık tesisleri tarafından raporlara dayanılarak verilen kararlara karşı ilgililerin ..... Kuruluna itiraz hakları mevcuttur.Söz konusu kurulun raporlarının Kurumu bağlayacağı diğer ilgililer yönünden bağlayıcı olmayıp, Adli Tıp Başkanlığı veya Tıp Fakültelerinin ilgili ana bilim dalı konseylerinden Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılmasını isteyebilecekleri 28.06.1976 tarih ve 6/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının gereğidir.
Aşamada Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporu ile Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi raporu arasında çelişki ortaya çıkması durumunda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.10.2010 gün ve 10-390 / 449 sayılı kararında da belirtildiği şekilde, çelişkinin Adli Tıp Kanunu'nun 15. maddesi gereği Adli Tıp Genel Kurulunca giderilmesi gereklidir. Çelişkinin Yüksek Sağlık Kurulu ile Tıp Fakültelerinin ilgili ana bilim dalından alınan sağlık kurulu arasında çıkması halinde de, amacın uyuşmazlığı en geniş katılımlı bir kurul kararı ile sona erdirmek, yeni çelişkilerin ortaya çıkıp uyuşmazlığı çözümsüzlüğe itmeyi engellemek olduğu dikkate alındığında, Adli Tıp Genel Kuruluna başvurulmalı ve alınacak raporla uyuşmazlık sona erdirilmelidir.
Davacının aranılan şartları taşıdığının belirlenmesi halinde, 5510 sayılı Kanun’un ilgili maddesinin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren malullük aylığı bağlanması, şartları taşımadığının anlaşılması halinde ise, şimdiki gibi, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 14.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy