......
Dava, borçlu olunmadığının tespiti (menfi tespit) istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olan ve 05.03.1991 günü yaşamını yitiren eşi üzerinden, anılan Kanun hükümleri gereğince kendisine ölüm aylığı bağlanan hak sahibi konumundaki davacının 19.07.1991 tarihinde yeniden evlendiği, bu olguyu sonradan saptayan Kurumca 2007 yılının Eylül ayında tesis edilen işlemle ölüm aylığının kesilip 01.07.1991 – 01.10.2007 dönemi yönünden yersiz ödendiği ileri sürülen aylıkların yasal faiziyle birlikte kendisinden geri alınması için borç tahakkuk ettirildiği anlaşılmakta olup, dava, anılan borcun bulunmadığının tespiti istemine yöneliktir.
Davanın temel yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanunun ölüm sigortası hükümlerinin düzenlendiği bölümü içerisinde yer alan ve “Ölüm aylığının kesilmesi” başlığını taşıyan 46’ncı maddesinde, sigortalının dul eşi evlenirse aylığının kesileceği belirtilmiştir. Bu aşamada, kesilmesi gereken aylığın devamı sonucu yapılan yersiz ödemelerin ilgililerden geri alınmasının hukuki dayanak ve ilkelerinin saptanması gerekmektedir. Konuya ilişkin 1479 sayılı Kanunun “Sigorta yardımlarının haczedilemeyeceği” başlığını taşıyan 67’nci maddesinde, sigortalılara veya hak sahibi kimselerine kurumca fuzulen ödendiği anlaşılan her türlü aylık yardımların 55’inci maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınacağı açıklanmasına karşın, yersiz ödeme durumunda geri verme yükümünün kapsamı belirlenmediği gibi, söz konusu Kanun içeriğinde bu konuda herhangi bir düzenlemeye de yer verilmemiştir. 5510 sayılı ..... 01.10.2008 günü yürürlüğe giren “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96’ncı maddesinin birinci fıkrasında
./..
-2-
ise, “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.” hükmü öngörülmüştür. Söz konusu Kanunun geçici maddelerinde, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğine işaret eden herhangi bir kural da bulunmadığından, sonuç olarak 96’ncı madde düzenlemesinin, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklarına ilişkin süregelen uyuşmazlıklara uygulanması zorunlu olduğu gibi, bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63’üncü maddesinin de gözetilmesi gerekmektedir. Anılan maddeye göre; haksız olarak (nedensiz) bir edinimde bulunan kimse, onun geri alınması zamanında elinden çıkmış olduğunu kanıtladığı tutar oranında ret ve geri vermekle yükümlü değil ise de, haksız edinimde bulunan, o şeyi kötü niyetle elden çıkarmış veya onu elden çıkarırken sonradan ret ve geri vermeye zorunlu tutulacağını biliyor ise ret ve geri vermekle yükümlüdür. Bir başka anlatımla; iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacak, buna karşın, zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacaktır. Ayrıca belirtilmelidir ki; 5510 sayılı Kanunun 96’ncı maddesi, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, zamanaşımı hükmü olarak tanımı ve yorumlanması olanaksızdır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; yaşamını yitiren sigortalı eşi üzerinden 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre kendisine ölüm aylığı bağlandıktan sonra evlenen davacının aylığının kesilmesi gerektiği ve evlenme tarihinden itibaren gerçekleştirilen ödemelerin yersizliği belirgin olduğu gibi, evlenme olgusunun Kuruma bildirmeyip aylıkların alınmaya devam edilmesi durumunda kötü niyetin varlığı da açıktır. Bu bakımdan, davacının geri ödeme yüküm ve sorumluluğu noktasında 5510 sayılı Kanunun 96’ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında irdeleme ve uygulama yapılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
../...
-3-
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin tümden reddi yönünde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 09.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
.....
Full & Egal Universal Law Academy