Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, tarım faaliyetini kesintisiz olarak sürdürmesi nedeniyle 01.02.1993 – 28.06.2006 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun; 01.07.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozma ilamına uyduktan sonra yaptığı değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurumun avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkemenin uyma kararı verdiği Dairemizin bozma ilamında belirtildiği üzere;
1-) 01.01.1987 – 30.06.1989 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak kabul edilen davacının, 01.07.1989 – 30.01.1993 tarihleri arasında İsviçre’de çalıştığı anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı olan 2926 sayılı Kanunun; 2. maddesine göre, Kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın 3. maddenin (b) bendinde tanımlanan tarımsal faaliyetlerde bulunanlar, bu Kanuna göre sigortalı sayılırlar. 3. maddenin (b) bendinde, Kendi mülkünde, ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde, kamuya mahsus mahallerde ekim dikim, bakım, üretim, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veya doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle bitki, orman, hayvan ve su ürünlerinin üretimini, avlanmasını, avcılar ve yetiştiriciler tarafından muhafazasını, taşınmasını sağlayanları veya bu ürünlerden sair bir şekilde faydalanmak suretiyle kendi adına ve hesabına faaliyette bulunanların, tarımsal faaliyette bulundukları düzenlemesine yer verilmiştir. 3. madde hükmünde belirtilen tarımsal faaliyetin sürdürüldüğü süre hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde araştırılıp belirlenmelidir. Bu bağlamda, 2926 sayılı Kanun kapsamında kendi adına ve hesabına tarımsal faaliyetin sürdüğünün karinesi, valilik, kaymakamlık, özel idare, belediye, muhtarlık ve nüfus idareleri kayıtlarıyla, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunla kurulu meslek kuruluşlarının, 1581 sayılı Kanuna göre kurulan tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulan Pancar ve Ekicileri İstihsal Kooperatifleri ile Birliği, Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan millî bankaların kayıtlarıdır.
Somut olayda olduğu gibi 2926 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık niteliğini yitirenlerin tarım sigortalılığının yeniden başlaması için tescil veya tescil yerine geçen iradi prim ödemesi ya da prim tevkifatı yapılması gerekmektedir. Belirtilen durumlar dışında, Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tarımsal kuruluş kayıtları, doğrudan gelir desteği ödemelerinden yararlanma veya zirai kredi kullanımı nedeniyle kendiliğinden yeniden başlayıp devam etmeyeceği dikkate alınmalıdır. (YHGK 25.02.2009 tarih 2009/21-39 Esas, 2009/92 Karar)
Eldeki davada; davaya konu dönemde 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının yeniden başlaması için koşul olan davacının tescil veya tescil yerine geçen iradi prim ödemesi ya da teslim ettiği ürün bedellerinden prim tevkifatı olup olmadığı araştırılarak; varsa, tescil talebi, prim ödenmesi ya da ürün teslimatında prim tevkifatı yapılması halinde; talep, prim ödeme veya (resmi kurum yapmışsa) tevkifat tarihini takip eden ay başından (özel kuruluş yapmışsa primin Kuruma intikal etmesi şartıyla tevkifat tarihini takip eden aybaşından) geçerli olmak üzere yeniden 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığın başlatılmasının mümkün olabileceği gözetilerek; devamında, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde; davacının, kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyetinin varlığı ve süresi araştırıldıktan sonra, davacının 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak kabul edilmesi gereken dönem kuşku ve duraksamaya neden olmayacak şekilde belirlendikten sonra, yaşlılık aylığı bağlama şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2-) HUMK’nun 275. maddesine göre mahkeme, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin görüşüne başvurabilir. Madde hükmünün kapsamı dışında kalan ve esas itibariyle hakimlik mesleğini ilgilendiren konularda, özellikle de mevcut kanun hükümleri ile delil durumuna göre uyuşmazlığın hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde çözümlenmesi için bilirkişi görevlendirilmesi mümkün değildir. Nitekim söz konusu maddenin devamında “Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez” hükmüne yer verilmiştir. Bu sebeple, mahkemenin hukuki uyuşmazlığın çözümü için bilirkişi raporu alması yasaya aykırı bulunmuştur.Kaldı ki hükme dayanak alınan bilirkişi raporunun maddi veri ve vakıalara açıkça aykırı olduğu belirgindir.
O hâlde, davalı Kurumun avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy