.......
Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece; 12.01.1994 – 31.12.2000 dönemi yönünden istemin hak düşürücü süreye uğradığı, 01.01.2001 – 15.12.2001 dönemine ilişkin iddianın ise kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava; ilgili ...... kayıtlarına göre 1990 yılından itibaren faaliyeti süregelen ve 15.06.2000 tarihi itibarıyla 506 sayılı Kanun hükümleri gereğince tescil edilen davalı işverene ait otobüs firması yazıhanesinde 12.01.1994 – 15.12.2001 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti istemine ilişkin olup, davalı işverence dava konusu iddiası doğrulanan davacının anılan dönemde primi ödenmiş veya Kuruma bildirilmiş sigortalılık süresinin ve herhangi bir yazılı belgesinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrasında “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” hükmü öngörülmüştür. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Anılan Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun
./..
-2-
üçüncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak delil toplanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
İnceleme konusu davada; 12.01.1994 – 15.06.2000 dönemine ilişkin olarak, aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve çalıştırdıkları kişiler ilgili ....... aracılığıyla saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, 15.06.2000 – 15.12.2001 tarihleri arasındaki çalışma iddiası yönünden ise 2001/1. döneme ait dört aylık sigorta primleri bordrosu da getirtilerek bordrolarda yer alan sigortalıların bilgi ve görgüsüne başvurulmalı, tüm aramalara karşın anılan kişilere ulaşılamadığı takdirde yukarıda belirtilen komşu işyeri tanıklarının ifadeleri alınmalı, belirdiği takdirde anlatımlar arasındaki çelişkiler giderilmeli, dava konusu dönemde aralıksız çalışıldığı yönündeki iddia kanıtlandığı takdirde 01.01.2007 tarihinden önce 28.07.2006 günü açılan işbu davada hak düşürücü sürenin geçmediği benimsenmeli, çalışmalara ara verilmesi durumunda her bir dönem yönünden hak düşürücü süre konusu ayrı ayrı irdelenmeli ve toplanan kanıtlar değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu, davanın yasal dayanağını oluşturan maddede düzenlenen hak düşürücü süreye de yanlış anlam yüklenerek davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 11.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
......
Full & Egal Universal Law Academy