(2709 S. K. m. 152, 153) (506 S. K. m. 9, 10, 26) (818 S. K. m. 43, 44) (1086 S. K. m. 76) (YHGK. 15.03.1995 T. 1994/10-800 E. 1995/166 K.)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine yapılan yardımların davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, tarafların vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hasan Özcan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin tüm, davacı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 9, 10 ve 26 ncı maddeleri olup, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Davacı Kurum, davada 506 Sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca istemde bulunduğu halde, sigortalının işe girişinin süresinde Kuruma bildirilip bildirilmediği yöntemince araştırılmamıştır.
506 Sayılı Kanunun 10. maddesinde, Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde Kuruma bildirilmemesi halinde bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde ilgililerin sigorta yardımları Kurumca sağlanır... Ancak, yukarıdaki fıkralarda belirtilen sigorta olayları için Kurumca yapılan ve ilerde yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede sözü geçen tarifeye göre hesabedilecek sermaye değerleri tutarı, 26 ncı maddede yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilir. düzenlemesine yer verilmiştir.
Davalı işverenin, 506 Sayılı Kanunun 10. maddesine göre sorumluluğu; kusursuzluk ilkesine dayanır. İş kazasında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde Kuruma bildirilmemişse, Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarından 10. maddeye göre sorumlu tutulması gerekir.
İşverenin, 506 Sayılı Kanunun 10. maddesine dayalı tazmin sorumluluğunun sınırlarının belirlenmesi konusuna çözüm getiren, Yargıtay H.G.K.nun, 15.03.1995 T., 1994/800 E., 1995/166 K. sayılı ilamında, ...Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği tazminat (tavan) miktarını önce kusur durumunu hiç gözetmeksizin belirlemek ve belirlenen tazminat miktarını geçmemek üzere davalının olaydaki kusursuzluğu dikkate alınarak B.K.nun 43 ve 44 üncü maddeleri uygulanarak varılacak sonuç uyarınca rücu alacağına hükmetme... gereği öngörülmüş olup; işverenin sorumluluk sınırlarının belirlenmesinde, kendisinin kusurlu olup olmaması etkili bulunmakta, işverenin kusursuz bulunduğu durumlarda, ilk peşin sermaye değerli gelir miktarı olarak ortaya çıkan tazminat tavanından, B.K.'nun 43 ve 44 üncü maddeleri uyarınca, %50'den aşağı olmamak üzere indirim yapılarak, işverenin sorumlu olduğu tazminat tutarının belirlenmesi gerekmektedir.
İşverenin, 506 Sayılı Kanunun 26 ncı maddesi yanında 10. maddesi uyarınca da sorumlu tutulması gerektiğinin tespiti halinde ise, işverenin %100 kusurlu olduğu kabul edilerek, hesaplanacak maddi tazminat miktarından, B.K.nun 43 ve 44 üncü maddeleri uyarınca sigortalının kusurunun %50sinden az olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında, 506 Sayılı Kanunun 10. maddesi kapsamında, işverenin sorumluluğu irdelenmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
3) Kabule göre de;
A) Anayasa Mahkemesinin, 21.03.2007 gün ve 26649 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 Sayılı kararıyla anılan maddedeki
sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere
bölümünün Anayasaya aykırılık sebebiyle iptali sonrasında oluşan hukuki durum dikkate alınarak hüküm kurulmuş ise de, 73.051,38 TL. ilk peşin sermaye değerli gelirin %50 kusur karşılığı içinde kalan davacının 9.269,78 TL. tutarındaki talebinin kabulü gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde değildir.
B) Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının, Anayasanın 152 ve 153. maddelerinde öngörülen düzenleme uyarınca, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle birlikte, elde bulunan ve kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanması zorunludur. Anılan iptal kararının Resmi Gazetede yayınlandığı tarihten sonra H.U.M.K.nun 76. maddesi gereğince, yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü bulunan mahkemelerin ve Yargıtayın, iptal kararıyla yürürlükten kalkan bir kanun maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkisi de bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuat ve içtihatlara uygun olarak açılan davanın, söz konusu iptal hükmü sebebiyle oluşan hukuksal durum karşısında kısmen reddine karar verilmesinde, tarafların sorumluluğu bulunmamasına karşın, Mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu; yargılama sonunda davacı Kurumun davada haksız çıkan taraf olarak nitelendirilip vekil temsil olunan davalı lehine vekalet ücretiyle sorumlu tutulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 10.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy