Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı .... Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
01.01.1994 günü itibarıyla 506 sayılı Kanuna göre tescil edilen davalı işverene ait işyerinde 10.12.2004 tarihinde çalışmaya başladığı yönünde hakkında işe giriş bildirgesi ile “Sigortalı Bildirim Belgesi” düzenlenen davacının, anılan bildirge ve belgede imzasının bulunduğu, söz konusu işyerinden bildirim ve prim ödemelerinin 10.12.2004 gününden itibaren gerçekleştirildiği anlaşılmakta olup, 07.07.2003 – 10.12.2004 döneminde, bu işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkin davada mahkemece yapılan yargılamada, işe giriş bildirgesindeki imzanın davacıya aidiyeti davacı vekili tarafından kabullenilip, bildirgenin manevi baskı altında ve hile ile imzalattırıldığının ileri sürüldüğü, uyuşmazlık konusu dönemde dört aylık sigorta primleri bordroları ve aylık prim ve hizmet belgeleriyle bildirimleri gerçekleştirilen iki adet tanığın iddiayı doğrulayan anlatımlarına dayanılarak hüküm kurulduğu belirgindir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan Kanunun 6’ncı maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Bu bağlamda, hak kayıpları ile gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan
haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan, kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Anılan belgelerde yer alan imzaların sigortalıya aidiyeti belirlenmiş ve hata, hile veya ikrah sonucu imzalandığı kanıtlanmamış ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturmaktadır ve bunun aksi, eş değer delillerle kanıtlanmalı, bu kapsamda tanık anlatımlarına değer verilmemelidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davalı işverene ait işyerinde 10.12.2004 günü çalıştırılmaya başlandığı bilgisini içeren işe giriş bildirgesindeki imzanın davacıya aidiyeti kabullenildiğinden, imzanın hata, hile veya ikrah sonucu atıldığı yönündeki iddianın yöntemince kanıtlanması için davacı vekiline uygun süre tanınmalı, bu iddia ispatlanamadığı takdirde bu kez dava konusu, anılan tarih öncesindeki çalışma iddiasını eş değer belgelerle kanıtlaması kendisinden istenilmeli ve göstereceği deliller toplandıktan sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, tanık anlatımlarına dayanılarak davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy