(1479 S. K. m. 24, 29) (506 S. K. Geç. m. 20) (5510 S. K. Geç. m. 7)
Dava: Dava, davacının 30.04.1984-22.03.1985, 10.01.1986-21.01.1997, 06.03.1997-13.06.2000 ve ıslahen 16.12.2000-29.08.2008 tarihleri arasında da Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ve 01.09.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Kanunun geçici 7/1 inci maddesi uyarınca, anılan Kanunun yürürlük tarihine kadar 506, 1479, 2925, 2926, 5434 Sayılı Kanunlar ile 506 Sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre oluşturulan sandıklara tabi sigortalılık başlangıçlarıyla hizmet sürelerinin tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirileceği ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, davanın yasal dayanağının 1479 Sayılı kanundur.
Somut olayda, 506 Sayılı Kanun gereğince, 03.05.1978 tarihli sigortalılık başlangıcına ve anılan Kanun kapsamında 124 gün primi ödenmiş hizmet süresine sahip davacının, kaynakçılık faaliyetinden, 08.11.1979'da başlayan vergi kaydı sebebiyle 20.04.1982 tarihi itibariyle 1479 Sayılı Kanun kapsamında tescil edildiği, anılan kaydın 30.04.1984'de sona ermesi sebebiyle terkin edildiği, 1979 yılında başlayıp 10.01.1986 tarihinde sona eren Ziraat Aletleri Tamirciler ve Demir İşleri Odası kaydına istinaden 22.3.1985-10.1.1986 tarihleri arasında zemin beton dökme faaliyeti sebebiyle 13.06.2000-15.12.2000 tarihleri arasında mevcut vergi kaydına dayanılarak yeniden belirtilen tarihler arası sigortalılık işlemlerinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacının 1994 ve 1995 yıllarında gerçekleştirdiği prim ödemeleri gözetildiğinde, iddianın aksine, af kanunları olarak nitelenen 3780 ve 4247 Sayılı Kanunlardan yararlanmadığı belirgindir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 Sayılı Kanunun 24 üncü maddesine göre, bir kimsenin zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydıyla birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekli iken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 Sayılı Yasayla yapılan değişiklikle meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, kendi adına ve hesabına çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. Öte yandan, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 Sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle değişik 1479 Sayılı Kanunun 24 üncü maddesinde, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olma, gelir vergisinden muaf olanların da meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır.
Yine 22.03.1985 tarihinde 3165 Sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile de kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan, esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ-Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir.
619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle getirilen düzenlemelerin, anılan KHK'nin Anayasa Mahkemesi'nce iptalinden sonra 4956 Sayılı Yasayla yapılan değişiklikle bu kez; gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyet tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkarlar Siciliyle birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıt olanlar ise talep tarihinden itibaren zorunlu sigortalı olarak Yasa kapsamına alınmışlardır.
Davacının, vergi kaydı ve hiçbir kuruluşa kayıtlı olmadığı davaya konu dönemlerde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Ancak, bu döneme ait primler Kurum tarafından cebri icra yoluyla tahsil edilmiş ise, belirtilen sürenin 1479 Sayılı Kanunun 79 uncu maddesi kapsamında isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak değerlendirilmesi gereklidir. Oysa dava dilekçesinde dayanılan ilgili icra dosyasının takipsizlik sebebiyle işlemden kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Tümüyle infaz edilmediği anlaşılan icra dosyası hakkında, kısmi ödemeye dair bir araştırma yapılmamıştır. Kısmi ödemenin varlığının taraflardan elde edilecek delillerle belirlenmesi halinde bu ödemenin hangi döneme dair prim borçları ve fer'ilerini kapsadığı ortaya konulmalıdır.
Davacının Kurumca zorunlu sigortalı olarak kabul edildiği sürelere dair prim ve ekleri borçlarının mahsubu sonrası, varsa artan ödemelerin, zorunlu sigortalılık süresinden sonraki ilk ödemeyi takip eden aybaşından itibaren ve karşılık geldiği süre kadar isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak değerlendirileceği gözetilmelidir.
Mahkemece yapılacak iş, anılan ilkeler karşısında değerlendirme yaparak, belirlenecek sigortalılık süresi hakkında, tahsis talep tarihi itibariyle yaşlılık aylığı koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği belirlemektir.
Açıklanan tüm bu maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmaksızın, denetime elverişli bulunmayan bilirkişi raporu esas alınarak ve talebe konu 06.12.2000-29.08.2008 dönemi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermeyerek, eksik araştırma ve incelemeyle hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 01.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy