(506 S. K. m. 2, 6, 54, 60, 79, 108, Geç. m. 54) (5510 S. K. m. 4, 7, 25, 26, 28, 86)
Dava ve Karar: Dava, sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı taraf avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
01.03.1976 - 31.03.1981 döneminde 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamında davalı işveren adına tescilli, ağaçlandırma faaliyetlerinin yürütüldüğü 24... sicil numaralı işyerinde 27.07.1981 tarihinde bir gün süreyle hizmet akdine dayalı olarak geçmesine karşın Kuruma bildirilmeyen çalışmanın ve bu tarihin sigortalılık başlangıcı olduğunun tespiti istemine ilişkin davanın mahkemece yapılan yargılamasında, söz konusu işyerine ait 1981 yılının üçüncü dönem bordrosunda davacının Temmuz ayında iki günlük hizmetinin yer aldığı anlaşılmakta olup, anılan bildirgenin varlığına ve bordro tanıklarının anlatımlarına dayanılarak talep kabul edilmiştir.
Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunu'nun 79. maddesinin onuncu fıkrasında; yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya Kurumca çalıştıkları saptanamayan sigortalıların, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile çalıştıklarını kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun üçüncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Buna göre ilgili kişi hakkında; işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun hiç veya anılan süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki; değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, Kuruma aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur. Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiç biri gerçekleşmemiş olsa da Kuruma aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde ilgili yönünden hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz.
Diğer taraftan davanın bir diğer yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanun'un 108. maddesinde sigortalılık süresi düzenlenmiş olup, sigortalı statüsünde bulunmayan bir kimsenin sigortalılık süresinden söz edilemez. Olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6. maddesi gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Sigortalılığın zorunlu, kişiye bağlı, devredilemez niteliği gereğince bu tür davalar kamu düzenine ilişkin olup, özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Yöntemince düzenlenip yasal süresinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alındığını gösteren yazılı kanıt niteliğinde ise de, eylemli çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından kuşkusuz tek başına yeterli kabul edilemez. 506 sayılı Kanun'un 2, 6 ve 108. maddelerindeki düzenlemelerde de belirtildiği gibi, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur ve fiili çalışma saptanmadıkça, sadece hizmet akdine dayanılması halinde dahi sigortalılık söz konusu olamayacağı gibi, bu kapsamda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalıdır.
Ayrıca, anılan Kanunun 60. maddesinin (G) fıkrasında, bu maddenin uygulanmasında; 18 yaşından önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresinin, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edileceği, ancak bu tarihten önceki süreler için ödenen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edileceği yönünde hüküm öngörülmüş olup, düzenlemedeki malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanlar ibarelerinin, sigortalılar yararına bir yorumla, tabi olması gerekenleri de kapsadığının kabulü gerekmektedir. Bununla birlikte, anılan Kanunun geçici 54. maddesinde, 01.04.1981 tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş olanlar hakkında 60. maddenin (G) fıkrası hükmünün uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davacı hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmiş ise getirtilerek 1981 yılının üçüncü dönem bordrosu ile birlikte söz konusu bildirgenin yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilip verilmediği belirlenmeli, ayrıca yukarıda sıralanan ve hak düşürücü sürenin uygulanmasına engel oluşturan diğer olguların gerçekleşip gerçekleşmediği yöntemince araştırılmalı, böylelikle istemin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı açıklıkla saptandıktan sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre; 10.02.1967 doğumlu olan davacının, söz konusu geçici 54. madde kapsamında 01.04.1981 gününden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescilinin bulunmadığı belirgin olmakla, dava konusu yapılan ve on sekiz yaşın doldurulduğu 10.02.1985 tarihinden öncesine ait olan bir günlük hizmetin yalnızca prim ödeme gün sayısına dahil edilip sigortalılık başlangıcı olarak on sekiz yaşın doldurulduğu tarihin benimsenmesi gerekirken, mahkemece yukarıdaki düzenlemeler göz ardı edilerek istemin aynen kabulü yönünde hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalı Orman Genel Müdürlüğü'ne geri verilmesine, 14.07.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy