(1479 S. K. m. 63) (818 S. K. m. 43, 44, 53) (5237 S. K. m. 29, 81) (5510 S. K. m. 39)
Dava: 30.10.2006 tarihinde davalı tarafından ateşli silahla öldürülen sigortalının haksahiplerine bağlanan aylıklarla yapılan ödemeden oluşan Kurum zararının 1479 Sayılı Kanunun 63. maddesi uyarınca rücuan tahsili davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı sebeplerle davanın kabulüne dair hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı Avukatınca istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22.11.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü davalı adına avukatı, karşı taraf adına vekili geldiler. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: 5510 Sayılı Kanunun 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 39. maddesinde; Üçüncü bir kişinin kastı sebebiyle malûl veya vazife malulü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurum zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu edilir düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 1479 Sayılı Kanunun 63. maddesidir. Anılan madde uyarınca, davacı Kurumun rücu hakkı, kanundan doğan kendine özgü ve bağımsız rücu hakkı niteliğindedir. Bu madde kapsamında rücu edilecek kişilerin sorumlulukları, 3. bir kimsenin suç sayılır hareketiyle kanunda belirtilen sosyal sigorta yardımlarının yapılmasını gerektiren bir halin doğmasıyla sigortalı veya hak sahiplerine bu yardımların yapılması koşuluna bağlanmıştır.
Dava konusu somut olayda; Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi'nin 1. Ceza Dairesi'nin 08/7540 Esas 2009/2288 K sayılı Onama ilamı ile 21.4.2009 tarihinde kesinleşen 2007/117 Esas 2007/366 Karar sayılı kararıyla davalı N. G.'ün, sigortalı H. E.'i kasten öldürmek suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nun 81. Maddesi uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, aynı Kanunun 29. maddesi uygulanmak suretiyle, cezasından indirim yapılarak 18 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmış olup, Mahkemece; hak sahiplerine bağlanan aylığın ilk peşin değeriyle ödenen cenaze yardımının tamamının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Tazminat hukukunun genel ilkesi, sorumluluk koşulları gerçekleştiğinde, zarar verenin, zarar görenin mal varlığında oluşan eksilmeyi gidermesi yükümlülüğünü öngörmekteyse de; zararın tümüyle giderilmesini amaçlayan utam tazmin ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasının, adil olmayan sonuçlar doğurabileceğini gözeten yasa koyucu, B.K.'nun 43 ve 44. maddelerinde, hakkaniyet gereğince tazminat tutarından indirim yapılması olanağını öngörmüş bulunmaktadır. Anılan Kanunun Tazminat miktarının tayini başlıklı 43. maddesinde; hakimin, tazminatın türü ve kapsamının derecesini, durum ve mevkiinin gereğine ve hatanın ağırlığına göre belirleyeceği belirtilmiştir.
Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı yönündeki genel hukuk ilkesinin yansıması olarak kaleme alınan ve tazminat miktarından indirim sebepleri olarak, daha çok, zarar görenle ilgili olanlara yer veren, anılan Kanunun Tazminatın Tenkisi başlıklı 44. maddesinde de; zarar gören taraf zarara razı olduğu veya kendisinin eylemi, zararın doğmasına ya da zararın artmasına yardım ettiği ve zararı yapan kişinin durum ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakimin, zarar ve ziyan tutarını indirebileceği veya zarar ve ziyanı hüküm altına almaktan vazgeçebileceği açıklanmış; eğer zarar, kasten veya ağır bir ihmal ya da tedbirsizlikle yapılmamış ve tazmini de borçluyu müzayakaya maruz bırakacak ise hakimin, zarar ve ziyan miktarını hakkaniyete uygun olarak indirebileceği belirtilmiştir.
Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve sigortalının olaya haksız davranışıyla sebep olduğu hususunun B.K.'nun 53. maddesi uyarınca hukuk hakimini de bağlar nitelikte kesinleşmiş maddi olgu halini aldığı gözetilerek, T.C.K.nun 29. maddesine dayalı olarak cezadan yapılan indirime uygun olarak, B.K.nun 43 ve 44. maddesi hükümlerine göre takdir edilecek oranda hakkaniyet indirimi uygulanmak suretiyle, davalının tazmin yükümlülüğü belirlenerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hakkaniyet indirimi yapılmaksızın Kurum zararının tamamından davalının sorumlu tutulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davalıya iadesine, davalı avukatı yararına takdir edilen 825,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, 22.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy