(5510 S. K. Geç. m. 7) (506 S. K. Geç. m. 20) (1479 S. K. m. 26) (6100 S. K. m. 123, 150, 307) (1086 S. K. m. 91, 185, 409)
Dava: Dava, oda kaydının geçerli olduğunun ve yaşlılık aylığının ödenmesine devam edilmesi gerektiğinin, aksi halde kabul edilmeyen sürelerin isteğe bağlı sigortalılık olarak kabulü ile davalı Kuruma borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi N. Ş. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, sigortalılık süresinin tespiti ile buna bağlı olarak borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup; mahkemece muvafakat edilmiş, atiye bırakma, açılmamış sayılma niteliğindeki talep göz önüne alınarak açılan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun geçici 7/1. maddesi uyarınca, anılan Kanunun yürürlük tarihine kadar 506, 1479, 2925, 2926, 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre oluşturulan sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet sürelerinin tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirileceği ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, davanın yasal dayanağının 1479 sayılı Kanun olduğu kabul edilmelidir.
Davanın yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanunun Yazılma başlığını taşıyan 26 inci maddesinin birinci fıkrasında, Sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamaz. hükmü öngörülmüş olup; sigortalı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmektedir. Kişilerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü, yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 91 inci, (Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307.) maddesi kapsamında feragat olanaksızdır ve açılan sigortalılığın ve sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davadan da vazgeçilemez. Davacı ancak, anılan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 185 inci, (Hukuk Muhakemeleri Kanununun 123.) maddesinde düzenlenen hakkını kullanabilir ve ileride yeniden dava açabilme hakkını saklı tutarak, davalının rızası ile davanın takibinden vazgeçebilir veya Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 409 uncu, (Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150.) maddesi hükmü gereğince davayı takip etmeyerek yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve giderek davanın açılmamış sayılması sonucunu elde edebilir.
Bu nedenle; 6111 sayılı Yasa hükümlerinden yararlanma imkanını, söz konusu kanunda belirtilen şartlar yanında, ayrıca dava açmama ya da açılmış davalardan vazgeçme şartına bağlaması karşısında; davacı asilin feragatinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307. maddesinde belirtilen biçimde, talep sonucundan vazgeçmeye yönelik bir feragat olmayıp, 6111 sayılı Yasanın yeniden yapılandırma hükümlerinden yararlandırmaya yönelik bulunduğu, davacı vekilinin davalarına devam ettiklerini, atiye terk etme gibi bir taleplerinin bulunmadığını belirten beyanı da gözetildiğinde, davanın niteliği de gözetilerek isin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 29.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy