Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava,13.02.2008 tarihli iş kazası sonucu sürekli işgöremez hale gelen sigortalıya yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğranılan Kurum zararının davalılardan rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtilen gerekçe ile, davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-5510 sayılı Yasanın 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26. maddesi olup, maddedeki “....sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere...” bölümünün, Anayasa Mahkemesince 23.11.2006 tarih ve 2003/10 Esas 2006/106 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması karşısında, Kurumun bu maddeden doğan rücu hakkının, “halefiyete” değil, “kanundan doğan basit rücu hakkına” dayandığının kabul edilmesi ve bu kabul çerçevesinde, Kurumun rücu alacağının, ilk peşin değerin kusura tekabül eden miktarıyla sınırlı bulunması ve tazminat hesabının bu şekilde yapılması gerekmektedir.
Mahkemenin, bağlanan gelirin ilk peşin değerinin belirlenmesine ilişkin hükmü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır
Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalı gelir bağlama kararında 01.03.2011 tarihinde kontrol muayenesinin yapılması gerektiğine yer verilmiş olup; Mahkemece, kontrol kaydı sonucu araştırılmalı; çalışma gücü kaybı oranının değişmiş olması durumunda gelirin ilk peşin değeri buna göre belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş bulunması, usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
2-506 sayılı Yasanın 26. Maddesindeki sorumluluğun kusur sorumluluğuna dayandığı dikkate alındığında kusur raporlarının 506 sayılı Yasanın 26., 4857 sayılı Yasanın 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.4857 sayılı Yasanın 77. maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar...” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır.İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.
Eldeki davada, Davacı Kurumun talebini dayandırdığı müfettiş raporunda işverenin %80,sigortalının %20 kusurlu bulunduğu, Mahkemece çıkılan keşif sonrasında alınan iki ayrı raporda; ... Tic. Ltd. Şti’nin %40, ...’nun %40,kazalı sigortalının %20 oranında ve diğer raporda ise .... Tic. Ltd. Şti’nin %25, ...’nun %25 ve kazalının bu kez %50 kusurlu olduğunun belirtilmesi karşısında, bu kusur raporları arasındaki belirgin çelişki; yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, iş kazasının meydana geldiği iş kolunda işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan bilirkişi kurulundan yöntemince düzenlenmiş kusur raporu ile giderildikten sonra, yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, Mahkemece, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme neticesi yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
3-Davanın, yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 87.maddesinde tanımlandığı üzere, taşeron; bir işte ya da bir işin bölüm veya eklentilerinde asıl işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3.kişidir.
Asıl işveren-taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.
İşin belirli bir bölümünde değil de tamamının bir bütün halinde yada bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenlerde asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.
Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise, asıl işverenden istenilen işin, asıl iş yada işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.
Eldeki dava dosyasında, davalılardan ...’nun kazalı sigortalının işvereni mi yoksa taşeron mu olduğu hususu yeterince araştırılmamıştır. Mahkemece sigortalının kurumdaki şahsi sicil dosyası getirtilerek işe giriş bildirgesinde yer alan işveren ve işyeri sicil numaralı incelenmek suretiyle davalılardan ...’nun konumu belirlendikten sonra bir karar verilmesi gerekirken, salt kurum teftiş raporundaki belirlemeye dayanarak davalı ...’nun taşeron olduğu ve bu nedenle sorumlu olduğu kabul edilerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 11.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.