Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, davacının davalıya 01.04.2001-01.02.2007 tarihleri arasında yersiz ödenen aylıkların tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, tarafların vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum vekilinin, tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalıya maluliyeti nedeni ile 03.02.1978 tarihinde vefat eden babasının sigortalılığından dolayı 10.10.1999 tarihinden itibaren 1479 sayılı Yasaya tabi ölüm aylığı bağlandığı, 1994’te 405 gün 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılığı, 01.11.1998-28.02.2001 tarihleri arasında 840 gün aynı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalılığı ile (ölüm aylığı aldığı dönemde çakışan sigortalılık isteğe bağlı ve 501 gün) askerlik borçlanması dahil 1785 gün sigortalılık süresi üzerinden davalıya 01.04.2001 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasaya tabi olarak malullük aylığı bağlandığı, Kurumca malullük aylığı aldığı için ölüm aylığını iptal ederek 01.04.2001-01.02.2007 tarihleri arasındaki aylıklar borç kaydedilerek, tahsili için yapılan icra takibine süresinde yapılan itiraz üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Yasanın 45 ve 46. maddeleridir. Davalıya ölüm aylığı bağlandığı tarihte yürürlükte bulunan anılan Yasanın 45. maddesinde “… Ölen sigortalının 42 nci madde gereğince tespit edilecek aylığının veya 44 üncü madde gereğince tespit edilecek toptan ödeme miktarının, … c) 18 yaşını (veya ortaöğetim yapması halinde 20 yaşını, yükseköğretim yapması halinde 25 yaşını) doldurmamış veya yaşlar ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul bulunan çocukları ile geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak koşulu ile yaşları ne olursa olsun evlenmemiş kız çocukların her birine %25’i, … Aylık veya toptan ödeme
şeklinde verilir. …” hükmünü içermekte olup, anılan madde hükmünde, malul çocuklara ölüm aylığı bağlanması için yaş, başka bir geliri olmama ve benzeri herhangi bir koşul aranmaksızın, çalışamayacak durumda malul bulunma hali aylık bağlanması için yeterli görülmüştür. Anılan maddede, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasanın 23. maddesi ile yapılan değişiklikte de, yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malûl olan çocuklara ölüm aylığı bağlanacağı belirtilerek, önceki düzenlemeye paralel bir yaklaşımla, ek bir şart öngörülmemiştir.
Anılan Yasada aylık kesme sebeplerini düzenleyen 46. maddenin gerek ilk halinde, gerekse 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasanın 24. maddesi ile yapılan değişiklik sonrası halinde ise, aylığın kesilme sebepleri sınırlı olarak sayılarak, “çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama” hali kesme sebebi olarak öngörülmemiştir.
Hal böyle olunca, davalının ölüm aylığı aldığı ihtilaf konusu dönemde, aylığın bağlanmasına engel bir durum bulunmadığı gibi, aylığın kesilmesini sağlayacak yasal bir düzenleme de olmadığından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 13.05.2013 gününde, Üye ...’ın muhalefetine karşı; Başkan ..., Üyeler; ..., ... ve ...’in oylarıyla ve oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
-KARŞI OY-
Sosyal güvenlik evrensel bir ihtiyaçtır ve temel insan hakkı olarak görülmektedir. Bu kapsamda yapılacak değerlendirmelerin yasanın lafzına sıkı sıkıya bağlı değil, yasanın koruma amacına da bakılarak yapılması gerekir.
Durumları 1479 sayılı Kanun kapsamına giren sigortalıların ölümleri halinde geride bıraktıkları hak sahiplerine sağlanan en önemli sosyal sigorta yardımı “aylık” bağlanmasıdır.
Mevzuata bakıldığında malullük halinin iki türde derecelendirildiği görülür: Çalışamayacak durumda malul olmak (1479 sayılı Kanun m. 45; 506 sayılı Kanun m. 68 vd); çalışabilecek durumda malul olmak (3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ek 1 inci maddesi kapsamına çıkarılan “Terör Eylemleri Nedeniyle Şehit Ve Malul Olanların Yakınlarının Ve Çalışabilecek Durumdaki Malullerin Kamu Kurum Ve Kuruluşlarında İstihdamı Hakkında Yönetmelik”). Yapılacak değerlendirmenin bu fark gözetilerek yapılması yarar sağlayacaktır.
1479 sayılı Kanuna göre “malullük aylığı” alabilmek için aranan “malullük” çalışma gücünün üçte ikisinin yitirilmesi halidir.
Ne var ki, hak sahibi çocuğun ölüm aylığı alabilmesi için aranan “malullük” ise “çalışamayacak durumda malul” olma halidir.
Yasa koyucu bu ayrımı ortaya koyarken, bir başkasından dolayı sosyal güvenlik hakkına erişebilmek için, çalışma gücünün üçte ikisinin yitirilmesinin yanında, malullüğün çalışma engeli oluşturmasını da aramıştır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Kanunun 45. maddesi uyarınca, hak sahibi çocuk, şayet “çalışamayacak durumda malul” ise ölüm aylığı alma hakkından yararlanır. Malullüğün en önemli unsurunun belli bir düzeyde sakatlık olduğu görülür. Burada ifade edilen sakatlık hali, hastalık halini de ifade eden geniş bir kavramdır. Çalışamayacak durumda malul olmak, bedensel gücünde yaşadığı olumsuzluğun, gelir elde etme yeteneğini ortadan kaldırması olarak düşünülmelidir.
Bu nedenledir ki, anılan yasal dayanakta, hak sahibi çocuğun “çalışmaması”, “gelir ve aylık elde etmemesi” gibi ifadelere ayrıca yer verilmemiştir.
Bu durumda, maddenin aradığı yaş (18-20-25), öğrencilik niteliği, bekar olma koşulları aranmaz. Önemli olan, hak sahibi olan çocuğun gelir elde edebilmek için çalışma yeteneğinin ya da başka bir gelir kaynağının bulunmamasıdır.
Bir karşılaştırma yapabilmek için, aynı durumda olan bir SSK sigortalısının hak sahibi çocuğuna ölüm aylığı bağlanabilmesinin koşullarını belirten 506 sayılı Kanunun 68. maddesine bakmakta yarar bulunmaktadır:
506 sayılı Kanunun 68. maddesinin C/a bendinde, “Çocuklardan: … çalışamayacak durumda malul bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan …” ifadesine yer verildiği görülmektedir.
Yasa koyucunun, Bağ-Kur sigortalısının hak sahibi konumunda olan çocuğuna daha ayrıcalıklı bir konum sağlamayı amaçladığını düşünmek isabetli bir değerlendirme olmayacaktır.
Şu an yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanununun 34. maddesinde de koşullar; “ … bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan; … Kurum Sağlık Kurulu Kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malul olduğu anlaşılanların …” ölüm aylığına hak kazanacağı hüküm altına alınmıştır.
Sayın çoğunluğun, Bağ-Kur sigortalısının hak sahibi çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilmesi için “malul” olma dışında başka bir koşulun aranmayacağı yönündeki değerlendirmesinin varacağı sonuç; hastalığın da maluliyet sonucu yaratacağı gerçeği karşısında, ileriki yaşlarda, elde etiği gelir ve aylıklar ne olursa olsun, tüm Bağ-Kur sigortalılarının hak sahibi çocuklarına ölüm aylığı bağlanması gereğidir.
Bu yönde yapılan değerlendirmenin ise sosyal güvenlik ile sağlanmaya çalışılan, ekonomik ve sosyal olarak asgari bir geçim seviyesi elde etme amacının çok ötesinde, bireyin zenginleşmesi adına, sosyal güvenliğin diğer alanlarında kullanılacak kaynağının tüketilmesi sonucunu doğuracak, bu durum ise sosyal güvenliğe bir katkı sağlamayacaktır.
Davacının, (bir bölümü kendi çalışmalarına ve askerlik borçlanmasına dayalı bulunan) sigortalılığı nedeniyle 506 sayılı Kanun uyarınca da malullük aylığı aldığı görülmektedir. Hak sahiplerine bağlanan aylığın, koşulların yitirilmesi halinde kesilmesi Yasaya uygun olacaktır.
Full & Egal Universal Law Academy