(506 S. K. m. 26) (5510 S. K. m. 21) (818 S. K. m. 60, 128) (1086 S. K. m. 74, 388, 389) (2918 S. K. m. 98, 99, 109) (Karayolları Trafik Garanti Fonu Yönetmeliği m. 12, 13, 14)
Dava: 23.12.1993 tarihli trafik-iş kazası sonucu sürekli işgöremez durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin 506 Sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı sebeplerle davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 26.4.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü davalı adına vekili ile karşı taraf vekili ve Şark Sigorta A.Ş. vekili geldiler. Diğer davalılar adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddine,
2- Davalılar Koç Allianz Sig (Şark Sig.) A.Ş. ile Hür Sig. A.Ş.'nin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a- 5510 Sayılı Kanunun 21. maddesiyle yeniden getirilen sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı tazmin hükmünün, 5510 Sayılı Kanunun yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 26. maddesidir.
Zararlandırıcı sigorta olayına sebep olan 3. şahıslar yönünden; üçüncü kişi ile sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp 506 Sayılı Kanununu 26/2 maddesiyle B.K.'na yollamada bulunulduğundan, B.K.'nun 60. maddesinde öngörülen bir ve on yıllık haksız fiil zamanaşımı süresinin uygulaması gerekir. 2918 Sayılı Kanunun 109/1 maddesine göre motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin taleplerde ise; iki ve her halde kaza gününden başlayarak on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinde tereddüt yoktur.
Kurum ceza davasına müdahil olarak katılamadığından rücu davalarında B.K.'nun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı ise uygulanmamaktadır.
Zamanaşımının başlangıcı konusuna gelince; 506 Sayılı Yasada zamanaşımının (özel olarak) düzenlenmediği düşünüldüğünde; genel hükümler çerçevesinde çözüm arama gereği vardır. Gerçekten de B.K.'nun 128. maddesinde: Zaman aşımı, alacağın muaccel olduğu zamanda başlar denilmektedir. Kurum açısından alacak hakkı, bağladığı gelirin yetkili organ tarafından onaylandığı tarihte ödenebilir hale geleceğinden, muacceliyetin onay tarihi olacağı açıktır. O halde, masraflar için sarf ve ödeme, gelirler için ilk peşin sermaye değerinin başlangıçtaki gelir bağlama onay tarihinde zararın öğrenmiş olacağının ve zamanaşımının bu tarihte başlayacağının kabulü gerekir.
Dava konusu somut olayda, davalı sigorta şirketlerinin zamanaşımı definde bulunduklarının anlaşılmış bulunmasına göre; zamanaşımı defi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması,
b- Sigorta şirketleri, 2918 Sayılı Kanun kapsamında poliçeye dayalı akdi sorumluluğu sebebiyle sigortaladığı aracın sürücüsü ile şayet tespit edilmişse araç malikinin kusurlarıyla ve poliçe limitleriyle sınırlı biçimde zarardan sorumlu tutulabilirler. Sigorta şirketi yönünden faiz başlangıç (Temerrüt) tarihi belirlenirken; ilgililerce gerekli belgeler de ibraz edilerek 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98. ve 99. maddeleri ile 3.5.1997 gün ve 22978 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Garanti Fonu Yönetmeliğinin 12, 13 ve 14. maddelerinde yazılı şekilde sigorta şirketine başvurulduğu halde gerekli ödeme yapılmamışsa sekiz iş günlük sürenin sonunda sigorta şirketinin temerrüde düştüğü, gerekli belgeler ibraz edilmeksizin başvuruda bulunulmuş ya da hiç müracaat edilmemişse sigorta şirketinin temerrüdünden bahsedilemeyeceği, bu durumda faiz başlangıcının; sigorta şirketi aleyhine icra takibine girişilmişse takip tarihi, dava açılmışsa dava tarihi olarak kabul ve tespiti gerekir. Buna göre;
- Kazaya karışan aracın kaza tarihini kapsar şekilde zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi temin edilip, davalı sigorta şirketlerince sigortalanıp sigortalanmadığı tespit edildikten sonra, poliçeyi düzenleyen şirket yönünden sorumluluğa karar verilmesi, poliçe düzenlememiş olan sigorta şirketi yönünden ise husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gereğinin gözetilmemesi,
- Kararın, H.U.M.K.'nun 388 ve 389. maddelerinde tanımlanan unsurları taşıması ve iki tarafa tahmil ve bahşedilen haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılması yönündeki hükümlerinin kararın yazımında dikkate alınmayarak sigorta şirketlerinin sorumlu olacakları poliçe limitinin açıkça gösterilmemiş olması,
- Harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumluluğun, poliçe limiti kapsamındaki ödeme yükümlülüğüyle orantılı olarak belirlenmesi gereğinin gözetilmemesi,
- Faiz başlangıç tarihi yukarda açıklandığı şekilde yapılacak araştırmaya göre belirlendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ödeme ve sarf tarihlerinden faize hükmedilmiş olması,
c- Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında Kurumun rücu alacağı, ilk peşin değerli gelirlerin, tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı olup, sigortalıya bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değerinin 180.6 TL olmasına karşın Mahkemece: 317,61 TL olarak belirlenmesi sonucu fazla rücu alacağının hüküm altına alınmış olması,
d- Hakim; H.U.M.K.'nun 74. maddesi olan her iki tarafın iddia ve müdafaaları ile bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez kuralına bağlı biçimde hüküm kurmalıdır.
Somut olayda, davacı Kurumun dava dilekçesinde: %50 kusura tekabül eden 4.724,43 TL geçici işgöremezlik ödeneği, 4.571,39 TL tedavi masrafının hüküm altına alınması talep etmiş olmasına rağmen Mahkemece; H.U.M.K. 74. maddesindeki taleple bağlılık ilkesine aykırı olacak şekilde. 9.448,92 TL geçici işgöremezlik ödeneği. 9.142,78 TL tedavi masrafının tahsiline karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılardan Şark Sigorta A.Ş. ve Hür Sigorta A.Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Öte yandan, bozma üzerine yapılacak yargılamada, hükmü temyiz etmeyen davalı yönünden Kurum lehine oluşan usulü kazanılmış hak durumu gözetilerek karar verilmesi gereği de unutulmamalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, davalılardan Şark Sigorta A.Ş. ve Hür Sigorta A.Ş. avukatları yararına takdir edilen 825,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, temyiz harcının istenmesi halinde davalılardan Şark Sigorta A.Ş. ve Hür Sigorta A.Ş.'ye iadesine, 26.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy