(4857 S. K. m. 13) (5510 S. K. m. 80) (YHGK. 13.10.2004 T. 2004/10-528 E. 2004/533 K.) (YHGK. 06.04.2005 T. 2005/10-183 E. 2005/241 K.) (YHGK. 14.03.2007 T. 2007/3-121 E. 2007/128 K.)
Dava: Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili ile davalı Milli Eğitim Bakanlığı adına Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Halk Eğitim Merkezinde 1990 - 2006 yılları arasında, usta öğretici olarak tam gün ve sürekli olarak çalışmasına rağmen, çalıştığı süreleri eksik şekilde Kuruma bildirildiğinden bahisle eksik günlerin tespitini talep etmiş, Mahkemece, tanık beyanları esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Gürsu Halk Eğitim Merkezinde usta öğretici olarak ek ders ücret bordrolarında belirtilen saatler kadar, ders ücreti karşılığı çalışmış olan davacının, ay içerisindeki toplam çalışma saatine göre aylık çalışma günü hesaplanmak suretiyle, sigortalı hizmet olarak Kuruma bildirimi yapılmış olup, iş bu dava ile davacı, 1990 - 2006 yıllarında işe giriş ve çıkış tarihleri arasındaki çalışmalarının tam süreli olarak kabulü ile ayda 30 gün üzerinden bildirim yapılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemenin, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 13'üncü maddesinde yer alan İşçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşme kısmi süreli iş sözleşmesidir. hükmü gözetilerek, çalışma ilişkisinde, tam süreli iş sözleşmesi olarak nitelenmeye olanak verecek bir bağımlılık ilişkisinin bulunmadığı, zira usta öğretici olarak ek ders ücret bordrolarına göre; bazı haftalarda günde 3 saat, bazı haftalarda günde 6 saat ders ücreti karşılığı çalışmış olan davacının, bu belgelerdeki toplam aylık çalışma saatinin, 1 günlük çalışma saatine bölünmek suretiyle hesaplanan aylık çalışma gün sayısının, sigortalı hizmet olarak Kuruma bildirildiğinden, çalışma ilişkisinin kısmi süreli olduğuna ilişkin kabulü ve işveren tarafından davalı Kuruma verilen dönem bordrolarında yer alan ancak hizmet cetvelinden görünmeyen 1988/1 - 1990/1 dönemleri arasında da çalışmaları bulunduğunun kabulü yerindedir. Ancak, 5510 sayılı Kanun'un 80'inci caddesinin (j) ek bendinde yer alan; Milli Eğitim Bakanlığına bağlı her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında ilgili mevzuatı çerçevesinde uzman ve usta öğretici olarak çalıştırılanların prim ödeme gün sayısı 30 günü aşmamak kaydıyla, bir takvim ayı içerisinde hak kazandıkları brüt ek ders ücreti toplam tutarının, Prime esas günlük kazanç alt sınırına bölünmesi sonucu bulunur. Bu şekilde yapılacak hesaplamalarda tam sayıdan sonraki küsuratlar dikkate alınmaz. hükmü uygulanmak suretiyle, Mahkemece, davacının aldığı ücretler günlük asgari ücrete bölünerek bulunan miktar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlığa 01.10.2008 tarihinde tüm maddeleri ile yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 80'inci maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususu öncelikle çözülmelidir.
Kural olarak, aynı konuya ilişkin ve aynı nitelikte iki kanunun aynı zamanda uygulanması söz konusu olamaz. Esasen kanunlar birbirini izlediğinden, kanunların zaman bakımından uygulanması sorunu olarak nitelenen bu sorun, kanunların birbiri ile çeliştiğini göstermez. Sorun, hangi kanunun geçerli olduğu sorunudur.
İlk olarak kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıkları ile ilgili mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur.
Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73).
Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür. (Yargıtay HGK; 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860 E.1988/232 K; 13.10.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 06.04.2005 tarih ve 2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.03.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K. sayılı kararları)
Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnaları arasında; kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydıyla kanunun yargılama hukukunu düzenlemesi, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin olması ve beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar bulunmaktadır.
Somut olayda; 5510 sayılı Kanun'da 80'inci maddesinin geriye yürüyeceğine dair bir düzenleme bulunmadığı gibi, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun Geçici 7'nci maddesinde açıkça Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun'un geçici 20'nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler hükmü yer almaktadır. Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnalarından herhangi biri de söz konusu uyuşmazlıkta yer almadığından anılan 80'inci maddenin geriye yürütülmesine kanuni imkan bulunmamaktadır. Bu nedenle; davacının çalışmalarının kısmi zamanlı olduğu anlaşılması karşısında, yalnızca davacının dönem bordrolarında yer aldığı halde hizmet cetvelinde görünmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekili ile davalı Milli Eğitim Bakanlığı adına Hazine vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 24.03.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy