(5510 S. K. m. 103, Geç. m. 7) (506 S. K. Geç. m. 20) (YHGK. 31.03.2004 T. 2004/10-528 E. 2004/533 K) (YHGK. 06.04.2005 T. 2005/10-183 E. 2005/241 K.) (YHGK. 14.03.2007 T. 2007/3-121 E. 2007/128 K.)
Dava ve Karar: Dava, yersiz ödenen tıbbi malzeme bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı Kurum; davalının, Kurum sigortalılarından L.Ü. ve İ.S.e tedavilerinde kullanılmak üzere restro plus isimli tıbbi malzemeleri teslim ettiği gerekçesiyle 04.07.2005, 02.08.2005, 07.11.2005, 31.01.2006 ve 31.03.2006 tarihli beş adet fatura ile, 1.829,94 TL.yi Kurumdan tahsil ettiği, ancak, Kurum müfettişinin denetimi sonrası söz konusu malzemelerin sigortalıların tedavisinde kullanılmadığının ve Kurum tarafından bedeli karşılanmayan bir başka malzemenin sigortalılara teslim edildiğinin anlaşıldığı iddiasıyla, malzeme bedellerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Kanunun 103üncü maddesi olduğu ve bu maddeden doğan uyuşmazlıkların genel mahkemelerde görüleceği gerekçeleriyle mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık; davaya 01.10.2008 tarihinde tüm maddeleri ile yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 103üncü maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususundadır.
Kural olarak, aynı konuya ilişkin ve aynı nitelikte iki kanunun aynı zamanda uygulanması söz konusu olamaz. Esasen kanunlar birbirini izlediğinden, kanunların zaman bakımından uygulanması sorunu olarak nitelenen bu sorun, kanunların birbiri ile çeliştiğini göstermez. Sorun, hangi kanunun geçerli olduğu sorunudur.
İlk olarak kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıkları ile ilgili mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73). ve tutum Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür. (Yargıtay HGK; 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860 E. 1988/232 K; 13.10.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 06.04.2005 tarih ve 2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.03.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K sayılı kararları) Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnaları arasında; kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydıyla kanunun yargılama hukukunu düzenlemesi, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin olması ve beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar bulunmaktadır.
Somut olayda; 5510 sayılı Kanunda 103üncü maddesinin geriye yürüyeceğine dair bir düzenleme bulunmadığı gibi, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun Geçici 7nci maddesinde açıkça Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun'un geçici 20nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler hükmü yer almaktadır. Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnalarından herhangi biri de söz konusu uyuşmazlıkta yer almadığından anılan 103üncü maddenin geriye yürütülmesine kanuni imkan bulunmamaktadır. Bu nedenle; davanın, davaya konu malzeme bedellerinin tahsil ve malzemelerin teslim edildiği dönemde yürürlükte bulunan ve sigortalıların tabi bulunduğu 506 sayılı Kanun hükümlerine göre çözümlenmek üzere, mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, mahkemenin görevsizliğine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 31.01.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy