(506 S. K. m. 26) (1086 S. K. m. 438) (818 S. K. m. 53)
Dava: Davacı Kurum, iş kazası sonucu sigortalıya yapılan tedavi gideriyle ödenen geçici işgöremezlik ödeneğinin 506 Sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraflar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, Tetkik Hakimi Mustafa Taş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Temyiz konusu hükme dair dava H.U.M.K.'nun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından, Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına dair isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 Sayılı Kanunun 26. maddesi hükmü gereğince, davalı işverenin rücu alacağından sorumluluğu, ancak maddede öngörülen yasal koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Somut olayda, zararlandırıcı sigorta olayının, metal iskelenin çökmesi sonucu, sigortalının zemine düşüp yaralanması biçiminde gerçekleştiği, hükme dayanak kılınan 19.10.2008 tarihli kusur raporunda ise, davalı işverene %100 kusur izafe edildiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, şirket ortağı M. A. S. ile, şantiye sorumlusu A. B. hakkında kamu davası açıldığı, taksire dayalı kusurlarının yoğunluğu sebebiyle cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tertip edilip, her ikisinin de mahkumiyetine karar verildiği, dosyanın temyizen Yargıtay'a gönderildiği ve henüz dönmediği görülmektedir. Mahkeme, %100 isteme göre açılan davada davalı işvereni %100 kusurlu bularak yazılı biçimde davanın kabulüne karar vermiştir.
B.K.'nun 53. maddesi hükmüne göre; hukuk hakimi kusur olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair hükümleriyle bağlı olmadığı gibi kusurun takdiri ve zararının miktarını tayin hususunda da ceza mahkemesi kararıyla bağlı değildir. Ancak, kesinleşen ceza mahkemesi ilamında saptanmış olan maddi olguların hukuk hakimini de bağlayacağı tartışmasızdır. Yukarıda adı geçen dava dışı M. A. S.'la A. B.'nın ceza mahkemesince kusurlu bulunup mahkum olması ve hükmün de kesinleşmesi halinde adı geçenlerin kusursuzluğundan söz edilemeyeceği gibi münasip oranda bir miktar kusurlu sayılmasında da zorunluluk bulunmaktadır. Hükme dayanak kılınan kusur raporu, bu sebeple yetersiz olup, mahkemece, ceza davasının sonucu beklenip ilgili dosyanın kesinleşmesi halinde işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişi heyetinden ceza davasında kesinleşen maddi olgular da değerlendirilerek tarafların kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.
Kabule göre de, davacı Kurum lehine nispi vekalet ücreti yerine, maktu vekalet ücreti takdir edilmesi, yerinde görülmemiştir.
O halde; taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davalıya iadesine, 14.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy