Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının haksahiplerine yaptığı sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğradığı zararın tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan değerlendirme sonucu; temyiz etmemeleri nedeniyle davalılar ..., ..., ... ve ... hakkında bozulan hüküm kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına ve davalı .... ve Tic. A.Ş. yönünden ise, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacının avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-)Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.02.2010 tarih, 2010/9-150 Esas ve 2010/98 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde (Hukuk Muhakemeleri Kanunu 297. madde) belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Aynı kural HUMK.nun 389. maddesinde de tekrarlanmış; 381. maddesinde ise (Hukuk Muhakemeleri Kanunu 294. madde) “Kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir.
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Ayrıca, bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de belirgindir.
Nitekim, Yargıtay'ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu'nun 19.6.1991 gün 323/391 sayılı;10.9.1991 gün 281-415 sayılı; 25.9.1991 gün 355-440 sayılı; 05.12.2007 gün ve 2007/3-981/936 sayılı; 23.01.2008 gün ve 2008/14-29/4 sayılı kararları).
Ceza Genel Kurulu'nca da önceleri CMUK.nun benzer hükümleri taşıyan 261 ve 268. maddelerinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte de bu kanunun 34, 223, 230, 231, 232. maddelerinin uygulanmasında bozulan kararın geçerliliğini ve yerine getirilme yeteneğini yitirdiğinden "önceki hükümde direnilmesine" denilmekle yetinilerek ve atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir (Ceza Genel Kurulu'nun 2.2.1976 gün 1/22-25 sayılı; 12.05.1998 gün ve 1998/6-104-171 sayılı; 05.02.2002 gün ve 2001/1-417-2002/153 sayılı kararları).
Somut olayda, davalılar ..., ..., ... ve ... yönünden hüküm fıkrası oluşturulmamış; yalnızca "bozulan hüküm kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına" denilmekle yetinilmiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece HUMK.nun 388. maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2-)Kabule göre de; Mahkemenin uyma kararı verdiği Dairemizin bozma ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; davaya konu iş kazası sonucu vefat eden sigortalının haksahiplerine bağlanan ölüm gelirinin ilk peşin sermaye değeri olan 34.564,58 TL.nin, teselsül hükümlerine göre açılan davada davalıların % 80 kusurları karşılığı olan 27.651,66 TL. nin 10.03.2004 onay tarihinden, 163,25 TL. cenaze yardımının davalıların % 80 kusurları karşılığı olan 130,60 TL. nin 25.03.2004 ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte (müştereken müteselsilen) davalılardan tahsili kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu eksik Kurum alacağına karar verilmiş olması isabetsizdir.
O halde, davacının avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy