Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava, trafik kazası sonucu yaşamını yitiren sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin davalıdan rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dava; 18.12.2006 tarihinde, davalı sürücü idaresindeki minibüsün seyir halinde iken sigortalının kullandığı araçla çarpışarak ölmesi sonucu, sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirden şimdilik 10.000,00 TL’nin gelir bağlama onay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece meydana gelen olayın iş kazası olmadığı ve 5510 sayılı yasanın 39. Maddesi gereğince kasıt unsurunun bulunmadığı nedenleriyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Öncelikle, davaya konu uyuşmazlığın çözümü yönünde, kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların incelenmesi gerekmektedir. Kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıkları ile ilgili mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. (Prof. Dr. ... , Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, ... Kitabevi, ... , 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. ..., Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, ... Kitabevi, ... 2003, sh: 73).
Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. “Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür. (Yargıtay HGK; 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860 E. 1988/232 K; 13.10.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 06.04.2005 tarih ve 2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.03.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K. sayılı kararları)”
Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnaları arasında; kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydıyla kanunun yargılama hukukunu düzenlemesi, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin olması ve beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar bulunmaktadır. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi ve onlar üzerinde hukuki sonuç doğurmaması ise, kazanılmış hakları saklı tutma amacı gütmektedir.
5510 sayılı Yasanın 39. maddesiyle yeniden getirilen “ilk peşin sermaye değerinin yarısı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi; rücuan tazmine ilişkin düzenlemenin, yasanın yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden önce meydana gelen olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirilemiyeceği hukuksal gerçeği gözetildiğinde davanın yasal dayanağının 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi olduğunun kabulu gerekir.1479 sayılı Yasanın 63. Maddesinde; “Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar.
Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere, ve diğer sorumlulara rücu eder. Bu kimselerin hak sahiplerine yaptıkları ödemeler dolayısıyla Kurumun zarara uğraması halinde, hak sahiplerine rücu hakkı saklıdır.
Taksirli suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasına neden olan üçüncü kişinin sigortalının eşi, çocukları, ana ve babası olması halinde, bu kişilere rücu edilmez. Kurumun rücu hakkını doğuran suç sayılır hareket yurt dışında meydana gelmiş, suçun faili yabancı uyruklu ve yurt dışında ikamet ediyorsa, bu kişilere rücu edilmez.” Hükmü öngörülmüştür.Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar gereğince; Mahkemece ilk peşin değerli gelirlerin; tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı kısmına hükmedilmesi gerekirken, sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Kabule göre de ;Mahkemece dava konusu olaya ilişkin esas alınan kusur raporunun, yapılan ceza yargılamasında alınan kusur raporu olduğu, burada ise bilirkişinin polis memuru olduğu gözetildiğinde konuda uzmanlığı tartışılır nitelikteki bilirkişinin düzenlediği raporun da yetersiz olduğu anlaşılmaka; Mahkemece, trafik konusunda uzman bilirkişilerden yeniden alınacak rapor ile kusur oran ve aidiyeti kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy