.......
Asıl dava ve birleşen dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde asıl davanın ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ve davalı ... vekilleri ile davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın, yürürlüğü sonrasında gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanması, davaya konu iş kazasının ise 29.05.2009 tarihinde meydana gelmiş olması karşısında, davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasanın 21, 23 ve 76. maddeleridir.
Davacı Kurum, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin, 5510 sayılı Kanun hükümleri gereğince davalılardan rücuan tazminini istemiş, Mahkemece, üç kişilik makine mühendisi bilirkişi heyetinden alınan 12.10.2011 tarihli kusur raporu hükme esas alınarak, davalı dernek işveren, davalı ... ise işi üstlenen ve yürüten olarak kabul edilmek suretiyle, 5510 sayılı Kanunun 21. maddesi uyarınca davaya konu talebin 6.236,22 TL, davacı Kurumun davalıların % 60 kusur karşılığı talep edebileceği miktarın ise 37.417,33 TL olduğu, gerçek zarar tavan hesabı yaptırılmasına gerek olmadığı belirtilerek, taleple bağlı kalınarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davaya konu olayda, davalı dernek tarafından 26.04.2009 tarihli yönetim kurulu kararı ile cami lojmanının üstüne kat atılması ve ek bina yapımında gündelik işçi çalıştırılmasına karar verilmesi üzerine, davalı ... ile davalı dernek arasında yapılan şifahi anlaşma sonucu davalı ...'in inşaatta yevmiye usulü çalışmasına karar verildiği, bu esnada, kazalı işçi ....... de inşaatta yevmiye usulü çalışmak üzere davalı dernek ile anlaştığı, şifahi anlaşmadan sonra davalı ... ile kazalı işçi ...... 28.05.2009 tarihinde inşaatta çalışmaya başladıkları, 29.05.2009 tarihinde kazalı işçinin inşaatta çalışırken yüksekten zemine düşmesi sonucu, olaydan yaklaşık bir ay sonra vefat ettiği anlaşılmaktadır.
./...
-2-
Sigorta müfettişi raporunda, davalı ... ile kazalı işçinin, davalı derneğe ait 1081320 numaralı işyerinde, 28.05.2009 tarihinde çalışmaya başladıkları belirtilerek, 28.05.2009-29.05.2009 tarihleri arasında bildirilmeyen 2 günlük aylık prim ve hizmet belgelerinin davalı işyerinden istendiği, davalı dernek hakkında 5510 sayılı Kanunun 21/1-2. fıkralarına göre işlem yapılması gerektiği, olayda 3. kişilerin kusuru bulunmadığından anılan maddenin 4. fıkrasının ise uygulanmasına gerek olmadığı, ayrıca kazalı işçinin işe giriş bildirgesi süresinde Kuruma verilmediğinden davalı derneğin 5510 sayılı Kanunun 23. maddesine göre de sorumlu olduğu belirtilmiştir. Kaza sonrasında müfettiş raporuna istinaden, gerek davalı ...'in, gerekse kazalı işçinin 28.05.2009-29.05.2009 tarihleri arasına ilişkin dönem yönünden davalı işyerinden bildirimlerinin yapıldığı anlaşılmıştır.
Davalı derneğin başkanı....... ile davalı ... hakkında, "Taksirle Ölüme Neden Olmak" suçundan açılan ceza davasında, dernek başkanının işveren sıfatıyla 2. dereceden, davalı ...'in ise yanında çalıştırdığı kazalı işçiye sigorta yaptırmadığı, aynı zamanda kazalı işçinin teknik olarak uygunsuz çalışma koşullarında çalışmasına müdahale etmediği belirtilerek 1. dereceden kusurlu oldukları kabul edilmek suretiyle, dernek başkanı Baytekin ile davalı ... hakkında taksirle kazalı işçinin ölümüne neden oldukları gerekçesiyle, 5275 sayılı TCK.'nın 89/1. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, mahkemece verilen karar 17.01.2011 tarihinde kesinleşmiştir.
a-) Borçlar Kanununun 53. maddesi hükmü uyarınca, hukuk hakimi ceza davasında alınmış kusur raporu ile bağlı olmayıp, kesinleşmiş ceza ilamıyla saptanmış maddi olgularla bağlı olsa da; ceza dosyasında kesinleşen maddi olguların somut olayın oluş şekline uygun düşmediği, zira, yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında, davalı ...'in davalı derneğe ait işyerinde yevmiye usulü ile çalışan işçi olduğu, hal böyle olunca alt işveren olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, 29.05.2009 tarihli iş kazasının meydana gelmesinde herhangi bir kusuru bulunmadığından 3. kişi sıfatıyla da sorumluluğunun bulunmadığı anlaşılmasına rağmen, mahkemenin hatalı değerlendirme sonucu, davalı ...'i alt işveren kabul ederek, Kurum zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar vermiş olması,
b-) 12.10.2011 tarihli kusur raporunun, iş kazasının meydana geldiği iş kolunda ve iş güvenliği konularında uzman olmayan bilirkişilerden alındığının anlaşılması karşısında, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, somut olayın oluş şekline uygun, iş kazasında kusurlu bulunan kişi/kişilerin kusurunun sebebini ve sıfatlarını ayrıntılı olarak açıklayacak biçimde rapor alınıp irdelenmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
c-) Öte yandan; davacı Kurum vekili dava dilekçesinde, 5510 sayılı Kanunun 21. ve/veya 23. maddelerinin uygulanması açısından herhangi bir açıklama yapmamış olsa da, hukuki nitelendirme hakime ait olduğundan, 5510 sayılı Kanunun 23. maddesinde düzenlenen şartların oluşup oluşmadığı, bozma sonrası yürütülecek yargılamada mahkemece gözetilerek, değerlendirilmelidir.
../...
-3-
2-) Kabule göre de; 1 Aralık 2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren karar tarihinde uygulanması gereken Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 12. maddesine göre, ”Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Şu kadar ki asıl alacak miktarı 3.333,33 TL’ye kadar olan davalarda avukatlık ücreti, tarifenin ikinci kısmının, ikinci bölümünde, icra mahkemelerinde takip edilen davalar için öngörülen maktu ücrettir. Ancak bu ücret asıl alacağı geçemez.” hükmüne aykırı şekilde, davalılar aleyhine, davacının alacak isteminden kabulüne karar verilen 6.236,22 TL üzerinden hesaplanması gereken 748,35 TL nispi vekalet ücreti yerine, maktu 1.200,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiş olması, isabetsizdir.
O halde, davacı Kurum ve davalı ... vekilleri ile davalı ...'nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 28.03.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
.....
Full & Egal Universal Law Academy