Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Eldeki dava dosyasına konu olayda; 30.05.2011 tarihli oturumda, davacı vekiline, bilirkişi giderini yatırması için 45 günlük kesin süre verildiği ve anılan süreye uyulmadığı gerekçesi ile, hüküm kurulduğu görülmekle; davada uygulanması gereken yasal düzenleme, usul işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 163 ve 159. maddeleri olup, anılan maddelerde; mahkemeye ve taraflara belli işlemleri belli edilen sürelerde yapması için sınırlamalar getirilmiştir. Bu sürelerin bir kısmı, Yasa metninde yer almış, bir kısmı ise, hakimin taktirine bırakılmıştır. Süre tayini hakimin taktirine bırakılan hallerde, yapılacak işlemin niteliğine göre, makul bir süre belirlenmelidir. Hakimin verdiği ve kesin olduğunu belirttiği sürede, taraf, belirtilen işlemi mutlaka yapmalıdır. Sürenin bitiminden sonra, belirtilen işlemin yapılması mümkün değildir. Hakkın zayi olması gibi ağır bir müeyyideye bağlanan kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, kesin süreye konu olan işlerin yapılması için, gerekli olan giderlerin ara kararında açıkça belirtilmiş olması, süreye konu işin, süre verilen tarafın, gücü dahilinde bulunması ve kesin süreye uyulmaması durumunda, kesin süre verilen tarafın, nasıl bir yaptırımla karşılaşacağının, açık bir şekilde anlatılması gerekir.
Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.11.1972 gün E: ..., K: 935; 26.02.1975 gün E: 1972/1-1273 K: 1975/258; 18.02.1983 gün E:1980/l-1284 K:1983/141; 30.12.1992 gün E:1992/16-666 K:1992/769; 26.12.2001 gün E:2001/2-l 112 K:2001/1161; 01.05.2002 gün E:2002/20-393 K:2002/337; 12.06.2002 gün E;2002/2- 473 K:2002/483; 07.05,2003 gün E:2003/ll-319 K:2003/335; 30.04.2008 gün E:2008/12-344 K:2008/337; 05.11.2008 gün E:2008/4-655 K:2008/664 sayılı ilamlarında; mahkemelerin, gerek, Maddi Hukuka ve gerekse Usul Hukukuna ilişkin, hak düşürücü ara kararlarının, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının, sıfatı ne olursa olsun, ilgilisine bildirilmesinin zorunlu olduğu, ilkesi vurgulanmıştır.
30.05.2011 günlü oturumda; davacı vekiline bilirkişi giderini yatırması için 45 günlük kesin süre verilmiş ve sonuçları hatırlatılmıştır. Ancak, kararda, bilirkişinin niteliği, sayısı, hangi konuda bilirkişi incelemesinin yapılacağı, bilirkişi ücreti, davetiye giderleri ve posta masrafı ayrıntılı olarak bildirilmediğinden, davacı vekiline verilen kesin süre, usulüne
./..
-2-
uygun olmadığından hukuki sonuç doğurmaz. Ayrıca, gerek, kesin sürenin verildiği tarihte yürürlükte bulunan HUMK’nın 275. maddesinin “ Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez.” hükmü, gerekse 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 266. maddesinin, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” hükmü gözetildiğinde, delil takdirini de içeren hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözülmesi gereken konularda bilirkişi incelemesine gidilemeyeceği için, eldeki davada, imza incelemesi ve benzeri özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâller dışında bilirkişi incelemesine de gidilemez.
Hal böyle olunca, davanın yasal dayanağının 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi delaletiyle 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi olduğu, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle, özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu gözetilerek; hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurularak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, 20.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy