Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, bozma ilamına uygun bulunmasına ve delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı Kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dosya kapsamından; 12.02.2007 tarihinde, dava dışı ...’nün sevk ve idaresindeki araçla, saat 18:00 sıralarında yan yolu takiben seyir halinde iken benzin istasyonu girişine geldiğinde, benzin istasyonuna girmek için seyrine göre sağa kontrolsüz bir şekilde dönüş yaptığı esnada aracının sağ ön çamurluk ve tampon kısmıyla bu sırada sağ şeridi takp eden aynı istikamete seyir halinde bulunan davacı Kurum sigortalısının motorsikletine çarpması neticesinde sigortalının yaralandığı ve kendisine geçici iş göremezlik ödeneği ödemesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacı Kurum, söz konusu ... sigorta yardımlarının 506 sayılı Kanun’un 39’uncu maddesi uyarınca kazaya karışan aracı sigortalayan davalı şirketten rücuan tahsiline ilişkin başlatılan ilamsız takibe yönelik davalı tarafından yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesini istemiş, Mahkemece, davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Kanunun’un 21’inci maddesi olduğundan bahisle ve “dava dışı ...’yü %100 kusurlu kabul eden bilirkişi raporunu esas almasına rağmen geçici iş göremezlik ödeneğine ilişkin oluşan Kurum zararının %50’sine isabet eden kısım ve işlemiş faizi yönünden davanın kabulü gerektiği” gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Öncelikle; 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21’inci maddesindeki düzenlemekler üzerinde durma gereği de bulunmaktadır. “Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta, kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olay¬lara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir.
Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, ..., 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, Turhan Kitabevi, ... 2003, sh: 73).” (HGK 13.10.2004 t., 2004/10-528 E., 2004/533 K.) 5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesiyle getirilen tazmin hükümlerinin, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğü öncesinde gerçekleşen kazalardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi; rücuan tazmine ilişkin düzenlemenin, kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden önce meydana gelen olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirilemeyeceği hukuksal gerçeği karşısında davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanunun 39’uncu maddesi olduğunun kabulü gerekir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 91’inci maddesine göre, işletenler motorlu taşıtların kullanılmasından doğan, üçüncü kişilere verdikleri zararları karşılamak üzere zorunlu mali mesuliyet sigortası yaptırmak zorundadırlar. Bu sigorta türünde sigorta şirketi birinci, aracı sigorta ettiren ikinci, bu iki kişinin dışında olup da zarar gören kişi ise üçüncü kişi konumundadır. Madde de sigorta ettirenin “işleten” sıfatına sahip kimseler olabileceği hükme bağlanmıştır. Sigorta şirketi, araç sahibinin, gerek müstahdeminin kusurundan ve gerekse bizzat kendi kusurundan doğacak mali mesuliyetini temin etmektedir. Bu yönden sigorta şirketleri işletenin yada şoförlerinin, kusurları ile neden oldukları olaydan dolayı doğan mali sorumluluklarının belirli limit dahilinde kefili durumundadır. Bu nedenle de zarar gören kişi, kendisine zarar veren aracı sigorta eden sigortacıya, zararını tahsil etmek için başvurabilmektedir. Sigorta şirketlerinin sorumluluğu akdi sorumluluk olup poliçe limiti ile sınırlıdır. Dava zarar verene karşı açılabiliyorsa, onun hukuki ve mali sorumluluğunu teminat kapsamında yükümlenen ... Sigortacısına davanın açılanmayacağının kabulü ... Sigortası ile oluşturulan yapıya aykırıdır. Bu sigorta ile asıl güvence altına alınan menfaat, sigorta ettirenin menfaatidir. Sigorta ettiren, zararı karşıladıktan sonra kendi sigortacısından limitler dâhilinde ödemesini talep edebilecektir. 506 sayılı Kanunun 39’uncu maddesinde; “kasdi veya suç sayılan hareketi ile sigortalının hastalanmasına sebep olan kimseye, bu kanun gereğince hastalık sigortasından yapılan her türlü giderler tazmin ettirilir.” hükmü öngörülmüş olup, maddesinin uygulanması için öngörülen “kusur” koşulunun, sigorta şirketi için de ayrıca aranmasına gerek olmadığı gibi, anılan madde de, kusurlu kişilerden söz edilmesinin, bunlardan başkasına, özellikle sigortacılarına, rücu edilemez anlamında yorumlanamayacağı da ortadadır. Kurumun rücu hakkı ise, 506 sayılı Kanunun hangi maddesinden kaynaklanırsa kaynaklansın halefiyete değil Kanundan kaynaklanan bağımsız rücu hakkı ilkesine dayanır. Hal böyle olunca; davalı ... şirketi, sigorta olayına karışan aracın sigortacısı sıfatıyla; dava dışı ...’nün dosya kapsamına uygun olan kusur raporuna göre %100 kusurlu kabul edilerek, zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesinde, poliçe limit dâhilinde bulunan davaya konu geçici iş göremezlik ödemelerinden 506 sayılı Kanunun 39. maddesi uyarınca Kuruma karşı sorumlu bulunduğu gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy