Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, 20.8.2001 ile bir kısım süreler hariç olmak üzere 6.1.2006-14.6.2007 arası dönem ve 10.10.2007 den sonraki dönem yönünden davalı işveren nezdinde geçen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesinin “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” hükmü ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında, davada somutlaşan olayda; davacı, davalı işyerinde 20.8.2001 de çalışmaya başladığını, tutukluluk sebebiyle zorunlu olarak ara verdiği 15.06.2007 ile 17.09.2007 tarihleri arasında 3 aylık süre hariç olmak üzere kesintisiz çalıştığını, ancak, çalışmalarının 6.1.2006 da bildirilmeye başlandığını, 12.9.2007 de tahliye üzerine, 17.9.2007 de çalışmaya başlamasına rağmen, çalışmalarının 10.10.2007 de bildirildiğini ileri sürerek, 20.08.2001 den bu yana ./..
-2-
tutuklulukta geçen süreler hariç olmak üzere 6.1.2006-14.6.2007 arası ve 10.10.2007 den sonraki dönem yönünden kesintisiz geçen çalışmalarının tespitini istemiş, mahkemece, davacının, 20.8.2001 den bu yana davalı işveren nezdinde çalıştığına dair delil sunmadığı gerekçe kılınarak davanın reddine karar verilmiştir. Davacının 20.8.2001 tarihinden itibaren davalı işyerinde geçtiği iddia edilen çalışmasının gerçekliğinin belirlenebilmesi amacıyla; davacının çalışmaları ile ilgili tüm delillerin toplanmadığı, bordro tanığı konumunda olan davacının kardeşinin, davacının, 2001-2011 yılları arasında, 2007 yılındaki 2-3 aylık süre haricinde davalı işyerinde çalıştığı yolundaki beyanına karşılık, diğer tanıkların, davacının, 2006 yılında çalışmaya başladığına dair beyanda bulundukları, 2001-2006 dönemi bakımından, mahkemece, yeterli araştırma yapılmadığı gibi, 06.01.2006 döneminden sonra ise, eksik bildirimler bulunduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda, öncelikle dava dilekçesinde talep edilen tarihleri kapsar şekilde, davalı işyeri kayıtlarında ismi geçen ve davacının çalışmaları hakkında bilgi sahibi olabilecek diğer bordro tanıkları ile, aynı dönemde, gerektiğinde, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, sonradan dinlenen tanık beyanları ile daha önce dinlenen tanık beyanları arasında çelişki oluşması halinde, bu çelişki giderilmeye çalışılmalı, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği yada bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı, davacının birden çok kez giriş çıkışlı çalışmasının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı tespit edilerek, gerektiğinde imza incelemesi de yaptırılmak suretiyle, tutuklulukta geçen sürelere ilişkin belgelerinde celbi ile bu süre dışlanarak, gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
O hâlde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 13.05.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy