Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, itirazın iptali ve icra inkar taminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı Kurum, davalılar murisinin... kahveciler odasına sahte kayıt yaptırarak sigortalı olması ve bu sahte kayda dayalı sigortalılığından dolayı kurumdan aylık alıp, haksız sağlık karnesi kullandığından bahisle; sağlık gideri 3.224,00TL, yaşlılık aylığı 12.985,91 TL olmak üzere toplam 16.294,15 TL’nın yasal faiziyle tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptalini talep etmiş olup; Mahkemece, davalılar murisi aleyhine ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu davası sonucunda, 21.10.2006 tarihinde yargılama sırasında vefat ettiğinden düşürülmesine karar verildiği, davalılar murisinin eyleminin sabit olduğunu gösterir bir ceza hükmü bulunmadığından bahisle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Borçlar Kanununun 53'üncü maddesinde, hukuk mahkemesi hakiminin kusur belirlemesi yaparken ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ve ceza mahkemesinden verilen beraat kararı ile bağlı olmadığı, ceza mahkemesi kararının, kusurun takdiri ve zararın miktarının belirlenmesi konusunda dahi hukuk hakimini bağlamayacağı yönünde düzenleme yapılmış olup, anılan maddede hukuk hakiminin ceza kararında kesinleşen maddi olgularla bağlı olduğuna ilişkin herhangi bir açıklık bulunmamasına karşın, öğreti tarafından ve uygulayıcı konumundaki yargı makamlarınca “maddi olgularla bağlılık” ilkesi benimsenmiştir. Bunun temelinde hiç kuşkusuz mahkemelere güven duygusu bulunmaktadır.
Hal böyle olunca çözümlenmesi gereken sorun; bağlılığın kapsamının ne olması gerekeceğidir. Başka bir anlatımla ceza mahkemesinin kesinleşen hükümlülük kararında, öncelikle maddi olguların saptanması, bu olgulara bağlı olarak suç teşkil eden bir fiilin ya da kusurlu hareketin var olup olmadığı, varsa derecesi ve bunun sonucunda doğan zararın miktarının ne olduğu söz konusudur. Saptanacak maddi olgulara göre ceza mahkemesince kusurun varlığı kabul edildiğinde “bu kusurun” suç teşkil edip etmeyeceğinin taktirinin, Ceza Hukukunun mesuliyete ilişkin esas ve ilkeleriyle yapılabileceği ortadadır. Diğer taraftan saptanacak her kusurlu hareketin hukuki yönden suç teşkil ettiği de söylenemez. Giderek, Ceza Hukuku yönünden suç teşkil etmeyen “kusur” halinin, hatta "kusursuzluk" halinin genel anlamda Medeni Hukuk yönünden sorumluluğu gerektirebileceği de açıktır. Bu nedenle; hukuk hakiminin “...kusur mevcut olup olmadığına ...” karar verebilmesi için ceza hükmü ile bağlı olmayacağı ilkesinin sebebi ortadadır. Bu ilkenin tabii sonucu olarak da kusur derecesinin takdiri ve bundan doğacak “... zarar miktarının tayini...” hususlarında da hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmayacağı ilkesinin nedeni yasada kabul edildiği şekilde açıktır.
Ne var ki;ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir.Bu nedenle ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir.Bu hal;Kamunun yargıya olan güvenin korunmasının bir gereği olduğu gibi, söz konusu Borçlar Kanununun 53.maddesinde öngörülen kuralın da doğal bir sonucudur.Nitekim bu husus,Yargıtayın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.
Eldeki davaya konu somut olayda; anılan ceza dosyası celp edilip, davalılar murisinin ikrara yönelik beyanı olup olmadığı, usulsüz kaydın olup olmadığına dair toplanan deliller, kriminal incelemeler, ekspertiz raporlar ve sair deliller yukarıda yapılan açıklama ve ilkeler ışığında incelenmeli , tarafların gösterdiği tüm deliller toplanıp birlikte değerlendirilerek, işin esasına girilip, varılacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.