Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve temyiz edenin sıfatına göre aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, 15.10.2007 tarihli haksız fiil sonucu davalı tarafından kasten öldürülen ... ... sigortalısının hak sahiplerine bağlanan aylıkların peşin değerinin tahsili istemine ilişkin olup; Mahkemece, hak sahiplerine bağlanan aylıkların peşin değerinin yarısı esas alınıp, bundan haksız tahrik nedeniyle ¼ oranında indirim yapılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Her ne kadar dava dilekçesinde, 5510 sayılı Kanunun 39. maddesine dayanılmış ve Mahkemece de, dava dilekçesinde dayanılan yasal düzenleme esas alınarak karar verilmiş ise de; hukuki nitelendirme ve uyuşmazlığın yasal dayanağının hakim tarafından yapılması gerekmektedir.
1479 sayılı Kanunun 63. maddesinde;
“Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar.
Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere, ve diğer sorumlulara rücu eder. Bu kimselerin hak sahiplerine yaptıkları ödemeler dolayısıyla Kurumun zarara uğraması halinde, hak sahiplerine rücu hakkı saklıdır.”ifadelerine yer verilmiş iken;
5510 sayılı Kanunun 39. maddesinin 1. fıkrasında, “Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malûl veya vazife malûlü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurumca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücû edilir.” ifadelerine yer verilmiştir.Bu durumda çözülmesi gereken hukuksal sorun, 5510 sayılı Kanunun yürürlülük tarihinden önce meydana gelen bu tür zararlandırıcı sigorta olaylarında 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplanmaktadır. Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta, kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, ..., 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, Turhan Kitabevi, ... 2003, sh: 73).” (HGK 13.10.2004 T., 2004/10-528 E., 2004/533 K.) 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 39. maddesi hükmünün 5510 sayılı Kanunun yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi; rücuan tazmine ilişkin düzenlemenin, yasanın yürürlüğü öncesinde olup bitmiş olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirilemeyeceğinin de kabulü gerekir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilerek, 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi kapsamında inceleme ve araştırma yapılıp, talep aşılmamak üzere sonuca gidilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucunda 5510 sayılı Kanunun 39. maddesi uygulanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy