Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davacı, 17.07.2008 tarihi sonrasına ait çalışmalarının Kuruma bildirildiğini belirterek, 2006/Mayıs ayından anılan tarihe kadar bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacı ile davalı şirket arasında hizmet ilişkisisinin bulunmadığı, aksine davacının işçi alma ve işten çıkarma yetkilerini de kapsayan temsil ve ilzam yetkisi sebebiyle vekil konumunda bulunduğu belirtilerek, davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin hükmü eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalıdır. Davanın yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı ... Sigortalar ve ... Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun Geçici 7. maddesi hükmü karşısında, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Davada somutlaşan olayda, davacının ihtilaf konusu döneme ilişkin davalı işyerinden verilme işe giriş bildirgesinin ve Kuruma bildirilen hizmetlerinin bulunmadığı; işyerinin 26.07.2006 tarihinde Kanun kapsamına alındığı; 28.01.2011 tarihli ... ... Gazetesine göre davalı şirketin ünvanının "... ... ..., ... , ..., Pazarlama Sanayi ve Ticaret ... Şirketi" olarak değiştirildiği, davacının ihtilaf dışı 17.07.2008 – 2011/2. döneme ait hizmetlerinin anılan şirketten kesintisiz ve tam olarak Kuruma bildirildiği; öte yandan, davacıya noter kanalıyla verilen 08.05.2006 tarihli vekaletnamede, davalı işveren şirketin ortağı ...'in davacıyı kuruluşuna teşebbüs ettiği bilumum ünvanlı şirketlerin kuruluş, iş ve işlemlerini takip ve sonuçlandırmaya, ana sözleşmelerinini, ek ve değişikliklerini imzalamaya, nev'ini ve ünvanını değiştirmeye, tüm idari ve adli kuruluşlarda tam yetki ile temsile yetkili kıldığı; 23.01.2007 tarihli vekaletnamede ise, yine şirketi temsile yetkili ... müdürü ... tarafından davacının işçi çalıştırmaya, işçi ve teknik elemanlarla sözleşmeler yapmaya ve feshetmeye, bordro ve bildirgelerini işveren vekili sıfatıyla tanzim ve imzalamaya yetkili kılındığı belirtilmiş olup; son olarak, davacı – bordro tanıklarının beyanlarında, davacının şirketin satın alma bölümünde çalıştığını, kendilerine göre daha yetkili konumda olduğunu, gerektiğinde başka işlere de baktığını, çalışmalarının sürekli olduğunu belirttikleri anlaşılmaktadır.İş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde, bu Kanunda yazılı koşullar altında, sigortalılar ile bunların eş, çocuk ve hak sahiplerine ... sigorta yardımları sağlanması amacıyla kabul edilip yürürlüğe giren 17.07.1964 gün ve 506 sayılı ... Sigortalar Kanunu'nun 2. maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra, 3. maddesinde, kimlerin bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacakları ve hangi kişiler hakkında da bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı açıklanmıştır. 5. maddesinde ise; “işyeri”, bu kanunun uygulanmasında, 2. maddede belirtilen sigortalıların işlerini yaptıkları yerler olarak tanımlanmıştır. Buna göre, genel olarak sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3. maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Söz konusu Kanunda “hizmet akdi” tarifine yer verilmemiş ise de; gerek, 4857 sayılı İş Kanununun 8. maddesinde, iş sözleşmesi (hizmet akdi) tanımlanmış ve gerek Borçlar Kanununun 313 – 354. maddelerinde bu konuda düzenleme yapılmıştır. Borçlar Kanununda, anılan sözleşme, “Hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder” şeklinde tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, hizmet akdinin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibariyle olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna tanımda ve iş sahibinin borçları açıklanırken yer verilmesine karşın, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve takip eden diğer maddelerin düzenleniş şekline göre, bu unsurun genel anlamda sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Şu durumda, baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre; hizmet akdinin ayırt edici ve belirleyici özellikleri, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; mahkemenin hükme esas aldığı 23.01.2007 tarihli vekaletnamede her ne kadar davacının "işveren vekili" sıfatından bahsediliyor ise de; davacının hizmet cetvelinden 17.07.2008 tarihinden sonrasına ait çalışmalarının davalı işyerinden Kuruma eksiksiz bildirildiğinin, davacının üstlendiği görev gereği davalı işyerine alınan işçileri çalıştırma, işçi ve teknik elemanlarla sözleşme yapma ve feshetme yetkisinin bulunduğunun, bu haliyle davacının adeta insan kaynakları sorumlusu gibi hareket ettiğinin, sonuç olarak; davaya konu satın alma bölümündeki çalışmanın türü, kapsamı ve niteliğine göre, davacının işverene bağımlı olarak çalıştığının anlaşılması karşısında, aradaki ilişkinin hizmet akdine dayandığı belirgin olduğundan, davanın kabulü yerine, mahkemece, eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 18.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy