Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rucüan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı Kurum, 25.02.2004 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda ölen sigortalının hak sahibine bağlanan gelirlerden oluşan ... sigorta yardımlarının 506 sayılı Kanun’un 26. maddesi uyarınca rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı işveren ...'a ait inşaat işyerinde, diğer davalı ... ... ... ... San AŞ tarafından temin edilen betonun dökülmesi sırasında metal borunun çarpması sonucu sigortalının öldüğü, derdest ceza dosyasında alınan ilk raporda dava dışı imalatçı firmanın %100 kusurlu bulunduğu, 1. raporda ... ... ... ... San AŞ 'nin %100 kusurlu bulunduğu, kesinleşip kesinleşmediği araştırılmayan tazminat davasında dava dışı imalatçının %30, ... ... ... ... San AŞ 'nin %40 oranında kusurlu bulundukları, sigortalının kusurlu bulunmadığı, Mahkemece anılan raporlarda sigortalıya kusur verilmediği gerekçesiyle %100 davalılar kusuruna göre hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi 818 sayılı Borçlar Kanununun 53 ve 6098 sayılı ... Borçlar Kanununun 74’üncü maddesi hükmü uyarınca hukuk hâkimi kesinleşen ceza dosyasındaki maddi olgu ile bağlıdır. Dosya kapsamından davalı ... ile birlikte dava dışı üçüncü kişiler aleyhine ceza davası açıldığının anlaşılması karşısında; ceza dosyasının sonucu beklenmelidir.
Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 26. maddesindeki “Halefiyet” ilkesi uyarınca, kurumun rücu alacağı, hak sahiplerinin tazmin sorumlularından, isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken; ... Mahkemesinin 23.11.2006 gün ve 2003/10 Esas ve 2006/106 sayılı kararı ile anılan yasa maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere...” bölümünün ...’ya aykırılık nedeniyle iptalinden sonra bu madde uyarınca açılan davalarda artık “halefiyet ilkesi’ne” dayanılamıyacağı, kurumun rücu hakkının hukuki temelinin (halefiyet değil) bundan böyle; yasadan doğan, sigortalı ya da hak sahibi kimselerin alacaklarından bağımsız, kendine özgü “Basit Rücu” hakkına dönüşmüş olması gözetildiğinde; sigortalı veya hak sahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporu, rücu davasında bağlayıcılığı sayılamamakla birlikte güçlü delil niteliğinde bulunduğundan akıbeti araştırılmalıdır.
Mahkemece, ceza dosyası ve tazminat dosyası kesinleştikten sonra dosyaya celbi ile söz konusu şahısların cezalandırılmalarına karar verilmiş olması halinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişiler kurulu aracılığı ile yeniden kusur incelemesi yaptırılarak, gerek davalıların gerekse zararlandırıcı sigorta olayının oluşumunda kusuru olduğu iddia edilen dava dışı üçüncü kişilerin belirlenen maddi olgular çerçevesinde kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Kabule göre de, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakameleri Kanununun 85, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddeleri hükmü gereğince davalılardan ... ... ... ... San AŞ vekili, ıslah yapıldığı celsede hazır bulunmadığı halde ıslah dilekçesi tebliğ edilmeksizin hüküm kurulması da ayrıca isabetsizdir.
O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 12.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy