Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Somut olayda, 2004/2 ile 2007/1. aylar arasındaki döneme ilişkin ... İnş...Ltd.Şti.'nin prim borçlarından dolayı 6183 sayılı Kanun uyarınca takip yapıldığı, takip dosyalarından anılan şirketten tahsil imkanı kalmayınca işbu davaya konu, 18.7.2011 gün ve 2007/ 11193 sayılı takip dosyasından gönderilen ödeme emrinin davacıya tebliği üzerine süresinde davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Öncelikle, davacının, adı geçen şirkette 26.6.1995’de başladığı anlaşılan ortaklığına dair hisselerini, 27.5.2005 tarihinde mi, yoka 21.5.2001 tarihinde mi devrettiği ortaya konulmalı, bu hususta devir işleminin ... Sicil kayıtlarında görünmesinin inşai değil, bildirici nitelikte kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir.
Amme alacakların tahsilinde kanuni temsilcinin sorumluluğuna ilişkin 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki düzenlenme genel bir düzenleme olup, prim alacaklarına ilişkin olarak 506 sayılı Kanunun 80. maddesi ile özel nitelikte yasal bir düzenleme getirilmiştir. Bu maddeye göre sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri Kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme karşısında, davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanunun 80. maddesi olduğunun anlaşılması karşısında, davacının şirketi temsil ve ilzama yetkili müdür konumda yöneticiliğe başlamasından önce ve müdürlükten ayrılma tarihinden sonraki döneme ilişkin borçlardan sorumlu tutulamayacağı, temsil ve ilzama yetkili dönemde ise; şirketin borçlarından işveren şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı anılan yasa gereğidir.
Davacının şirketi temsil ve ilzama yetkisinin bulunmadığının anlaşılması halinde, borçlu şirketin ortağı olması karşısında ise davanın yasal dayanağı 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 22.07.1998 gün ve 4369 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değişik 35. maddesidir.
Limited şirket ortaklarının sorumluluğunu düzenleyen anılan maddede “Limited şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar” hükmü öngörülmüş iken, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki 04.06.2008 tarih 5766 sayılı Kanun ’un 3. maddesi ile, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesinde yer alan “Şirketten tahsil imkanı bulunmayan” ibaresi şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan” şeklinde değiştirilmiştir. Aynı maddeye “Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu olurlar. Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu olurlar.” şeklinde fıkralar eklenmiştir.
Anılan kanunun Geçici 1. maddesi de; “ Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümlerin, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır hükmünü taşır iken , işbu maddenin ... Mahkemesi’nin ilgili kararınca iptal edildiği gözetildiğinde, davacı hakkında ödeme emirlerine konu tahakkuk dönemlerinde yürürlükte bulunan mevzuatın uygulanması gerekecektir.
Bu yönde, davacının davaya konu ödeme emrinin ilişkin olduğu borç hakkında, 6111 sayılı Kanun kapsamında bir başvurusu olup olmadığı, varsa yapılan ödemelerin, davacının sorumlu olduğu miktarın belirlenmesinde dikkate alınması gerektiği dikkate alınmalıdır.
Kabule göre, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinde yer alan, “... Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle:16.06.2009 - 5904 S.K./35.mad) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.
Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.” içerikli yasal düzenlemeye rağmen, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davada, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gereği gözetilmemiştir.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 30.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy