Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, borçlu olmadığının tespiti ve hacizlerin kaldırılması istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, davacıya ait inşaat işyerinin prim borçları nedeniyle yapılan icra takiplerinden dolayı Kuruma borçlu olmadığının tespiti ve yapılan hacizlerin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece, davacı hakkında açılan resmi evrakta sahtecilik suçundan açılan ceza davasında mahkum olduğu kabul edilerek, davanın reddine karar verilmiş ise de, bu kararın, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamına göre, davacıya ait inşaat işyerinin prim borçları nedeniyle 26.4.2010 tarihinde ödeme yapıldığı ve 27.4.2010 tarihinde Kurum tarafından ilişkisizlik belgesi düzenlendiği, ne varki, bu belgelerin Kurum çalışanları tarafından sahte olarak düzenlendiğinin belirlenmesi üzerine, davacı hakkında icra takibi başlatıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı ve Kurum çalışanlarının da dahil olduğu bazı kişiler hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, davacı hakkında sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan ceza davası açılmış olup, mahkemenin gerekçesinde, davacı hakkında mahkumiyet kararı verildiği belirtiliyorsa da,... 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 29.03.2011 tarih ve 2010/388 esas ve 2011/99 karar sayılı kararı incelendiğinden, davacı hakkında beraat kararı verildiği anlışılmaktadır. Ancak, eldeki davada asıl aydınlatılması gereken husus, dava konusu '' tahsilat belgeleri'' nin sahte olup olmadığı hususudur. Ceza mahkemesince, tahsilat belgelerinin Kurum çalışanları tarafından sahte olarak düzenlendiği kabul edilmiş ve bu kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir.Ceza mahkemesince verilen mahkumiyet kararına dayanak maddi olgu hukuk hakimini bağlayacağından, ceza mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılmalıdır.
Tahsilat belgelerinin sahte olduğunun kesinleşmesi halinde, dava konusu araç haczine ilişkin 29.6.2010 tarihli haciz bildirisi ile dava konusu gayrimenkullere ilişkin 30.7.2010 tarihli haciz bildirilerinin 2010/31058,... sayılı takip dosyaları hakkında düzenlendiği, söz konusu ödeme emirlerinden, yalnızca 2010/31058 sayılı takip dosyasına ilişkin ödeme emrinin dosyada bulunduğu ve kesinleştiğinin belirlenebildiği, fakat, diğer ödeme emirlerinin celbedilmediği ve bu takipler bakımından kesinleşip kesinleşmediklerinin belirsiz olduğu anlaşılmakta olup, kesinleşmeyen takipler bakımından, yapılan hacizlerin geçersiz olacağı açıktır.
Öte yandan, davanın yasal dayanaklarından olan 6183 sayılı Yasa'nın 62. Maddesinde;'' Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tesbit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur....'' hükmü öngörülmüş olup, takip konusu toplam borç miktarı ile haczedilen menkul ve gayrimenkullerin değeri ve üzerlerinde başka haciz olup olmadığı üzerinde durularak amme alacağını karşılamaya yetip yetmeyecekleri irdelenmeli, aşan miktarın haczinin mümkün olmadığı gözetilmelidir.
O hâlde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm temyiz edenin sıfatına göre bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy