Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuştur.
Hükmün, davacı kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı kurumca davalıya 1.9.1980-30.6.1999 tarihleri arasındaki yersiz ödendiği iddia edilen 2.731,47 TL’nin işlemiş faizi ile birlikte tahsili için davalı hakkında takip başlatıldığı, takibin davalının itirazı neticesinde durduğu, bunun üzerine iş bu davanın açıldığı, mahkemece davalının yokluğunda kurumun isteminin kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 9'uncu maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebileceği ve borç altına girebileceği; 10'uncu maddesinde, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu; 14'üncü maddesinde, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetine sahip olmadıkları; 405’inci maddesinin 1 fıkrasında akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her erginin kısıtlanacağı, 2. fıkrasında ise görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemelerin, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunda oldukları yönünde düzenleme yapılmıştır. Diğer taraftan; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 38'inci (Hukuk Muhakemeleri Kanunun 56/.1) maddesinde, davaya ehliyetin Türk Medeni Kanunu ile belirlendiği; 42'nci maddesinde de, taraflardan birinin vesayet altına alınması istendiği takdirde hakim tarafından bu konuda kesin karar verilinceye kadar yargılamanın bir başka güne bırakılabileceği belirtilmiştir.
Buna göre; kişinin kendisi tarafından veya yetkili kılacağı temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usûl işlemlerini yapabilme yeteneği olarak tanımlanan dava
ehliyeti, medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şekildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar kural olarak dava ehliyetine sahip olmadıkları için davada yasal temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gerekir ve dava ehliyeti, dava şartlarından olduğundan, taraflarca ileri sürülmesine gerek kalmaksızın mahkemece kendiliğinden gözetilir. Dava ehliyeti olmayan kişiye karşı dava açılması veya açılmış bir davada ilgilinin daha sonradan kısıtlanması durumunda, dava dilekçesi, davalının yasal temsilcisine/temsilcilerine tebliğ edilir ve onların katılımı ile davaya devam edilir.
İnceleme konusu dosyada; davanın ilk olarak açıldığı Sulh Hukuk Mahkemesinde muhakemeyi takip eden ve verilen hükmü temyiz eden davalının iş mahkemesindeki muhakeye katılmadığı, davalının oğlu tarafından İş Mahkemesine verilen dilekçede, babası olan davalının Alzheimer hastası olduğunu, dilekçe tarihi itibariyle de hastanede tedavi görmekte ve özel işlerini yerine getiremeyecek durumda olduğunu belirtip, dilekçesine iddiasını ispatlar deliller eklemesi karşısında, yukarıda sözü edilen prosedür işletilip, davalının kısıtlanmasını gerektirir bir durumunun olup olmadığının vesayet makamına yapılacak ihbar suretiyle belirlenmesi, böyle bir durum mevcut ise kesinleşmiş kısıtlılık kararına istinaden dava dilekçesinin davalının yasal temsilcisi konumundaki vasisine yöntemince tebliğ edilmesi, vasinin davaya katılımının sağlanması, sonrasında ileri süreceği tüm kanıtlar toplanıp irdelendikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada sair yönleri irdelenmeyen hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy