Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Dava, kesintisiz çalışıldığı iddiasıyla 05.09.2009 tarihi sonrası 5510 sayılı Kanun'un 4/a kapsamındaki sigortalılığın geçerli olduğunun tespiti, 04.09.2009 tarihinden itibaren kabul edilen 4/b kapsamındaki sigortalılık ve prim borcunun iptali ie yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkeme, davanın kısmen kabulüyle, 4/a maddesi kapsamında geçen çalışmalara geçerlilik tanınmasına karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. ... Güvenlik Hukukumuzda, "... sigortalarda çokluk", bir başka anlatımla bireylere olabildiğince ... sigorta hakkı tanıma, "yararlanmada ve yükümlülükte teklik" ilkesi egemendir. Buna göre, aynı tarihlerde farklı nitelikte sigortalılıklar kapsamında bulunulamaz. Çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiş olup, çakışan sigortalılık olarak tanımlanan bu halin sözkonusu olabilmesi için, farklı türde geçerli sigortalılıkların olması gerektiği belirgindir. Bu yönde, 5510 sayılı ... Sigortalar ve ... Sigortası Kanununun, Sigortalılığın zorunlu oluşu, sona ermesi ve ... güvenlik sicil numarası başlığını taşıyan 92. maddesine göre, "... Bu Kanunda yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersizdir." Anayasal haklar arasında yer alan ... güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına yada geçerlilik tanınması gereken sigortalılığın belirlenmesine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan ... güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değişik 5510 sayılı Kanun'un 53. maddesi; "Sigortalının, 4. maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışması yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılır." düzenlemesini içermekte ise de; 13.02.2011 tarihli 6111 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değiştirilerek, "Sigortalının 4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statüleri ile (c) bendinde yer alan sigortalılık statüsüne aynı anda tabi olacak şekilde Kanun kapsamına girmesi halinde öncelikle aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde Kanun kapsamına girmesi halinde ise aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır..." düzenlemesine dönüştürülmüştür. Ancak belirtmek gerekirse, Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı uyarınca son düzenleme yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanması gerekir. Öte yandan, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk Arasındaki Münasebet başlığını taşıyan 53. maddesindeki, "Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez." hükmü ve benzer nitelikteki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 74. maddesindeki "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz." hükmü çerçevesinde; hukuk hakiminin, kesinleşmiş ceza kararına konu maddi olgularla bağlı olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Somut olayda; çifte sigortalılıktan bahsedebilmek için, dava konusu dönemde davacının, 5510 sayılı Kanunun 4/a maddesi kapsamında kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; öncelikle, davalı Kuruma sorularak, 26.12.2007 – 03.09.2009 ve 05.09.2009 tarihinden itibaren devam eden 5510 sayılı Kanunun 4/a maddesi kapsamındaki çalışmaların ve bu çalışmaların geçtiği işyerlerinden başka sigortalılık iptallerinin olup olmadığı belirlenmeli; eldeki davaya ilişkin olarak davalı Kurumun davacı hakkında bulunduğu suç duyurusu akibeti araştırılıp, dava açılmışsa, ceza yargılamasında hukuk hakimi yönünden bağlayıcı hal almış bulunan maddi olgular olup olmadığı tespit edilmeli; gerektiğinde, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı (çalışmasının iptali sözkonusu olmayan) kişiler ile, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler ışığında değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.