Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Dava, rücuan alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Sürücü belgesine sahip olmayan sigortalının kullandığı aracın dava dışı kişinin idaresindeki kamyonla 1999 yılında çarpışması sonucu gerçekleşen kazada yaşamını yitiren sigortalının %100 oranında kusurunun bulunduğu, kesinleşen ceza davasında düzenlenen bilirkişi raporlarıyla belirgin olup, hak sahiplerine bağlanan ölüm aylıklarının ilk peşin sermaye değerleri ve ödenen cenaze gideri yönünden uğranılan Kurum zararının, sigortalının kullandığı aracın kayıt maliki konumundaki davalıdan rücuan tazmini için açılan davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Kanunun 63. maddesidir. Anılan maddede, üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, sigortalı veya hak sahipleri için gerekli bütün yardımların Kurum tarafından yapılacağı, ancak, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için Kurumca üçüncü kişilere, istihdam edenlere, araç sahiplerine ve diğer sorumlulara rücu edileceği belirtilmiş iken, maddede yazılı olan “araç sahiplerine” ibaresi, Anayasa Mahkemesi’nin, 13.11.2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 27.03.2002 gün ve... Esas - 2002/41 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu durumda araç sahibinin (malikinin) sorumluluğunun, “araç sahibi” sıfatından kaynaklanan kusursuz sorumluluk ilkesi ile değil, maddede yer alan “diğer sorumlular” kavramı kapsamında ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 3 ve 85. madde hükümlerinde öngörülen tanım çerçevesinde “işleten” sıfatıyla örtüşmesi dikkate alınarak saptanması gerekmektedir.
2918 sayılı Kanunun; 3. maddesinde, “araç sahibi”, araç için adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış belgesi düzenlenmiş kişi olarak tanımlanarak, araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişinin “işleten” olduğu, ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu kanıtlandığı takdirde bu kimsenin işleten sayılacağı belirtilmiş, 19. maddesinde, araç sahiplerinin araçlarını yönetmelikte belirtilen esaslara göre yetkili kuruluşa tescil ettirmek ve tescil belgesi almak zorunda oldukları açıklanmış, 21. maddesinde, tescil edilen araçların “Trafik Belgesi” ve “Tescil Plakası” alınmadan karayollarına çıkarılamayacakları bildirilmiş, 91. maddesinde, işletenlerin, bu Kanunun 85. maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmalarının zorunlu olduğu hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, 85. maddede ise, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen, işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibinin, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan ise kendi kusuru gibi sorumlu olduğu yönünde düzenleme yapılmıştır.
Şu durumda 2918 sayılı Kanun hükümleri kapsamında şeklî ölçüye göre işleten, satışa esas olan tescil belgesinde (m.19), aracın teknik muayene ve trafiğe çıkmasının temelini oluşturan trafik belgesinde (m.21), sigorta poliçesi (m.91) ve vergi kaydında adı yazılı olan kişidir. Maddi yönden ise araçtan ekonomik olarak yararlanmak ve araç üzerinde fiili egemenlik kurmak esas olup, anılan Kanun, bu temel olgu üzerine oturmuştur. Trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere kullanan ve araçtan ekonomik çıkar sağlayan, bir başka anlatımla araç üzerindeki fiili egemenlik ile aracı, tehlikesi kendisine ait olmak üzere kendi adına ve hesabına işleten kişi hem şeklî, hem de maddi anlamda işleten konumunda olup, bu gibi durumlarda “maliklik” ve “işletenlik” sıfatları aynı kişide birleşmiş durumdadır.
Diğer taraftan; 1479 sayılı Kanunun 63. maddesindeki düzenlemede üçüncü kişinin sorumluluğu için, sosyal sigorta yardımlarının yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında “suç sayılır hareket” koşulu öngörülmüş olup, kaza tarihinde yürürlükte olan 2918 sayılı Kanunun 36. maddesinde, motorlu araçların, sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesinin ve sürülmesine izin verilmesinin yasak olduğu, sürücü belgesi sahibi olmadan trafiğe çıkanlara hafif hapis
cezası verileceği, ayrıca bu kişilerin her defasında hafif para cezasıyla da cezalandırılacakları, sürücü aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenleneceği belirtilmiştir. Ayrıca; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 2. maddesinde de, kabahat deyiminden, kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı bildirilmiştir. Buna göre, 63. maddedeki “suç sayılır hareket” kavramının cürümle birlikte kabahat niteliğindeki eylemleri de kapsamına aldığı belirgin olmakla, bu yön, gerçekleşen zararla üçüncü kişinin davranışı arasında uygun neden-sonuç bağlantısının varlığını da zorunlu kılmaktadır.
Anılan yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde; öncelikle davalının işleten sıfatına sahip olup olmadığı açıklıkla belirlenmeli, sonrasında rücu alacağından sorumluluğu, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde irdelenerek elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, sürücü belgesi sahibi olmayan sigortalıya aracını veren davalının eyleminin madde kapsamına girmediği yönündeki yanılgılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 02.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.