Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, iş kazası nedeniyle sorumlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, müdahil ... vekili ile davalı Kurum vekili ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı; kendisine ait fabrika baca ve çatı bakım ve onarım işini anahtar teslimli olarak davalı ...’a verdiği, sigortalı ...’ın, 26.12.2004 tarihinde çatıda çalışırken elindeki borunun çatı yakınından geçen gerilim hattına temas etmesi sonucu meydana gelen davaya konu zararlandırıcı sigorta olayında yaralanarak sürekli iş göremezlik durumuna girdiği, ancak sigortalı ile aralarında hizmet akdi bulunmayıp, sigortalının işvereninin davalı ... olduğu gerekçesiyle, anılan iş kazasından sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, “...davacı şirket ile ... arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisi bulunmadığı... istisna akdi ilişkisi bulunduğu...” gerekçesiyle, “......’ın 26.12.2004 tarihinde geçirdiği kazadan dolayı davacı şirketin sorumlu olmadığının tespitine” karar verilmiştir.
506 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi hükmüne göre, işveren; sigortalıyı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına giren işlerde hizmet akdine dayalı olarak çalıştıran gerçek ya da tüzel kişilerdir. “Çalıştıran” olgusu, hizmet akdinin tarafı konumunda olan ve hizmet akdini düzenleyen “işvereni” ifade etmektedir. 506 sayılı Kanun’un “Üçüncü kişinin aracılığı” başlıklı 87’nci maddesi hükmünde ise; aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişi olarak tanımlanmış, sigortalıların üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden
dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işverenin de sorumlu olacağı belirtilmiştir. Maddede “aracı” olarak nitelenen üçüncü kişi, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; alt işveren, tali işveren, taşeron, alt müteahhit, alt ısmarlanan gibi adlarla anılmaktadır. Aracı kavramı, her şeyden önce, asıl işverenin varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesini ve asıl işverene ait iş yerinde veya iş yerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmasını gerektirir. Asıl işverenle aracı arasındaki ilişki taşıma, eser ve benzeri sözleşmelere dayanabilir ise de; hiçbir şekilde hizmet akdi unsurları bulunmamalıdır. Burada önemli olan yön, asıl işverene ait işin bir bölümünün aracı tarafından görülmesidir. Aracı kavramının belirleyici özelliği, asıl işverene ait işten bir bölüm iş alınması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırılmasıdır.
İstisna akdi ise, Borçlar Kanunu’nun 355’inci maddesinde, “İstisna, bir akittir ki onunla bir taraf (müteahhit), diğer tarafın (iş sahibi) vermeği taahhüt eylediği semen mukabilinde bir şey imalini iltizam eder.” şeklinde tanımlanmaktadır. İstisna akdinde müteahhit eser meydana getirmekten ibaret bir iş görme edimini borçlanmaktadır. Öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere; bir iş görme sözleşmesi olmakla birlikte, bu sözleşmede önemli olan çalışmanın kendisinden çok, bu çalışmadan ortaya çıkan ve objektif olarak görülmesi kabil olan sonuç yani eserdir. Asıl işverenlik – alt işverenlik ile istisna akdi arasındaki farkı da anılan husus oluşturmaktadır. İstisna akdinde iş sahibinin işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin olmayan, iş sahibinin emir ve talimatları dışında bedeli karşılığında bir eser meydana getirilmesi söz konusudur. Asıl / alt işverenlik ilişkisinde ise; alt işverenlik ilişkisinin asıl işverenin işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işte, asıl işin bir bölümünde veya eklentilerinde işletmenin veya işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde alt işverenin iş alması, alt işverenin bu işi için görevlendirdiği işçilerini kısmen bile olsa bu işyerinde aldığı işte çalıştırması gerekir.
Somut olayda Mahkemece; davacı ile davalı ... arasındaki hukuki ilişkinin niteliği eser sözleşmesi – asıl / alt işverenlik çerçevesinde değerlendirilmiştir. Ancak böyle bir değerlendirme yapılabilmesi için öncelikle davalı ...’ın işveren olup olmadığı belirlenmelidir. Davacı şirket tarafından muhtelif zamanlarda çatı güvercinlik sundurma boyama, eski saçların kesilip bükülmesi, çatı paneli takılması, yanma odasının kapağının sökülüp paslanmaz saç monte edilmesi, cam ve doğrama sökümü, duvar yıkılması, baca imalat ve montaj, ek binaya antipas uygulaması gibi pek çok iş yaptırılarak herhangi bir hak ediş belgesi tanzim edilmeden işçilik adı altında makbuzla davalı ...’a ve sigortalı Efrahim’e bir kısım ödemeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle; işyerlerine ve anılan davalıya ilişkin tüm bilgi ve belgeler, taraflar ve vergi dairesi dâhil ilgili kurumlardan temin edilerek; davalının vergi ya da sicil kaydı ile yürüttüğü iddia edilen iş koluna uygun oda kaydının bulunup bulunmadığı araştırılmalı; gerek iş kazasına maruz kalan sigortalıyla, gerek diğer işçilerle ve gerekse davacı ile arasındaki ücret ve bağımlılık gibi hizmet akdi unsurları bakımından ilişkisi
araştırılmalı, davalı ...’ın davacının işçisi ya da yapılan işin bağımsız işvereni olup olmadığı tespit edilerek, tüm deliller toplanıp değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Öte yandan; davacı şirketin ister asıl işveren isterse üçüncü kişi olarak zararlandırıcı sigorta olayının oluşumunda kusurunun bulunup bulunmadığına ilişkin herhangi bir değerlendirme ve bu kapsamda bilirkişi incelemesi yapılmaksızın, sigortalı ya da davalı Kurum tarafından ilerde açılması mümkün tazminat davalarını da bağlayacak şekilde “iş kazasından sorumlu olmadığına” karar verilemeyeceği bozma sonrasında yapılan yargılamada nazara alınmalıdır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması usul yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, müdahil ... vekili ile davalı Kurum vekili ve ...’nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ... ve müdahil ...'a iadesine, 16.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy