Mahkemesi :İş Mahkemesi
KARAR
Dava, rücuan tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, dava dışı ...’e ait iki katlı evinin dış cephesindeki tamirat, tadilat ve sıva işleri için dava dışı ... ün oğlu olan ...’ün davalı ... ile anlaştığı, olay günü olan 02.09.2002 günü saat 14.30 sıralarında davalı ...’ın sigortalı ile birlikte kurdukları iskelede, sigortalının sıva onarımı işi yaparken, sigortalının zeminden yaklaşık 5 metre yükseklikteki iskeleden düşmesi sonucu tedavi sürecinde hayatını kaybetmesi nedeniyle sigortalıya sarf edilen tedavi giderleri ile sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ve ödenen cenaze yardımına ilişkin oluşan Kurum zararının, 506 sayılı Yasanın 26.maddesi uyarınca rücuan tazmini istemine ilişkin olup, Mahkemece; evin tadilatına ilişkin işlerde, davalı ...’ın, duvar yıkma ve duvar örme, sigortalının ise sıva örme işlerini götürü usülle yaptıkları, bu nedenle dava dışı tadilat yaptıran ile sigortalı ve davalı arasında istisna akdi unsurlarının oluştuğu, hizmet akdi unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Mülga 506 sayılı Kanunun 2. maddesinde, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacağı belirtilmiştir. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait iş yerinde veya iş yerinden sayılan yerlerde görülmesi, kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmamasıdır. 4857 sayılı İş Kanununun 8. maddesinde, “iş sözleşmesi” tanımına yer verilmiş ise de, her iki kanunun amacı, ortaya koyduğu ilkeler ve dayandığı hukuksal normlar farklılık gösterdiğinden, bu tanımın 506 sayılı Kanun yönünden bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Pozitif hukukumuzda hizmet akdi Borçlar Kanununun 313. maddesinde tanımlanmış olup, her ne kadar tanımda, “ücret” unsuruna yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve takip eden diğer maddelerin düzenleniş şekli, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığını ortaya koymaktadır. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet akdinin ayırıcı ve belirleyici özelliği, “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir.
Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır.
Hizmet akdi, çoğu kez, Borçlar Kanununun 355. maddesinde tanımlanan istisna akdi (eser sözleşmesi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazı durumlarda güçleşmektedir. Çalışan, iş gücünü belirli veya belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir. Hizmet akdinde ise, çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Öte yandan; 313. madde hükmünün açıklığı gereği, çalışanın kendi aletleri ile çalışması veya götürü hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması olanaklı bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları istisna akdinin varlığını göstermediği gibi, götürü sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu, yoksa, önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin şüpheli bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır.
Bu açıklamalar ışığı altında, dava konusu somut olayda, dava dışı ...’ün iki katlı evinin dış cephesine ilişkin tadilat, tamirat ve sıva işleri sırasında sigortalının hayatını kaybettiği kaza ile ilgili olarak dava dışı ...’ün oğlu olan ...’ün, ceza dosyasında kovuşturma aşamasındaki beyanında sigortalı ile herhangi bir anlaşma yapmadıklarını, davalı ile sıva işinin de dahil olduğu mutfağın tamiratı işi için anlaşma yaptıklarına ilişkin beyanı, yine ceza dosyasında, sigortalının eşinin soruşturma aşamasındaki ifadesinde, ...’ten iş alan davalı ...’ın yanında sıvacılık yapmak için evden ayrılan sigortalının gittiği işyerinde kaza geçirdiğine ilişkin beyanı dikkate alındığında; mahkemece, dava dışı ...’ün, işveren sıfatı olup olmadığı, evin tadilat, tamirat ve sıva işlerinin, istisna akdine göre ya da hizmet akdine göre davalı ...’a verilip verilmediği irdelenip, davalı ...’ın kendi nam ve hesabına çalışması olup olmadığı, işveren sıfatı bulunup bulunmadığı yeterince araştırılıp, elde edilecek sonuca göre değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy