Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava, rucüan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, rucüan tazminat istemine ilişkin olup, Mahkemece, kesin süreye uyulmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2010 tarih ve ... Esas ve 2010/241 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndaki sürelerden bir kısmı taraflara, bir kısmı da mahkemelere hitap etmektedir. Süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının, başka ifadeyle, diğer dava ve işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi, uluslar üstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve kestirilebilir bir zamansallıkla yürütülmesi, başka bir anlatımla yargılamanın adil şekilde yapılmasının sağlanması, olarak özetlenebilir.
Yukarıda sayılan amaçların gerçekleşmesi, doğal olarak belli bir yaptırım hükmüyle mümkündür. Nitekim 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK.)’nun 163 üncü maddesinin, 1. cümlesinde; (kesin) sürelerde yapılması gerekli işlemin yapılmaması halinde, işlemin ilişkin olduğu hakkın düşeceği (sakıt olacağı) belirtilmiştir.
Kural olarak hakimin verdiği süre kesin değildir. Kesinlik için şu iki koşuldan biri gerçekleşmelidir.
İlk koşul, hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kesin olması, bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır (HUMK.m.163, 4.cümle). Bu halde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş, ihtar edilmemiş olsa bile sonuç değişmez.
İkincisi ise, yasaya göre hakimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesi (HUMK.m.163/3.cümle) ancak, kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihadi hukuk ilkelerine uygun şekilde oluşturulması ve sonuçlarının da ilgili tarafa ihtar edilmiş olması gereğidir.
Hakimin tayin ettiği kesin sürelerin hukuki sonucu, yasal süreler için belirtildiği gibi, kesin sürede yapılmayan işleme ilişkin hakkın düşmesidir (HUMK.m.163/2. cümle). Bu sonuç ise, hakim tarafından resen gözetilmelidir.
Yargısal uygulamada kesin süre tayininde bulunması gereken özellikler; kesin süre amacına uygun olarak kullanılmalı; kesin süre yeterli uzunlukta olmalı; kesin sürede hangi işlemin yapılacağı açıkça belirtilmeli; kesin sürede yapılması öngörülen işlem ilgili tarafça yapılabilecek nitelikte bir edim olmalı; kesin süreye ilişkin ara kararlarının açık ve anlaşılır olmalı; kesin sürenin hukuki sonuçları taraflarca ve temsilcilerine ihtar edilmeli şeklinde kabul edilmiştir (Mehmet Akif Tutumlu, Delillerin Gösterilmesi ve Toplanmasında Kesin Süre,Seçkin Yayınevi, s.25-78).
Somut olayda, ödeme belgelerin ibrazı için verilen kesin süre sonrasında ibraz edilen belgelerin celse talikine sebebiyet vermediği anlaşıldığından, bu işlem yönünden kesin süreden red kararı verilmesi isabetsizdir.
Mirasçılık belgesi almak üzere verilen kesin süreden red yönünden ise;
Her ne kadar verilen kesin süreden sonra dava açılmışsa da, mirasçılık belgesi istemli davanın bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde, yetkiye dayanarak dava açan kişinin, aktif dava ehliyeti vardır. Somut olayda ise, davacıya mirasçılık belgesi almak üzere yetki verildiği ve yetki belgesi düzenleneceği ara kararda belirtilmeden verilen süre usulüne uygun değildir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece esasa girilmesi gerekirken, kesin süreye riayet edilmemesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 17.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy