Mahkemesi :İş Mahkemesi
KARAR
Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu yaşamını yitiren sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğranılan zararın, 506 sayılı Kanunun 26. ve 87. maddeleri gereğince davalılardan teselsül hükümlerine göre rücuan alınması istemine ilişkindir.
Mahkemece; davalı ... Müh. İnş. Turz. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. (Yeni Ünvanı; İmra İnş. End. San. ve Tic. Ltd. Şti.) hakkındaki dava reddedilip, diğer davalı Sıddık Köklü yönünden istem kısmen hüküm altına alınmıştır.
Hükmün, davacı SGK Başkanlığı avukatı ile davalı ... avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını isteyen davalı ... 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi hükmü uyarınca, duruşma için gerekli tebligat giderlerini vermediği anlaşıldığından, duruşma isteğinin bu nedenle reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, temyiz yoluna başvuran taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) İl Devlet Hastanesi’nin ameliyathane ve yoğun bakım ünitelerinin tadilat ve klima havalandırma işini yapmakta olan davalı ... Müh. İnş. Turz. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. (Yeni Ünvanı; İmra İnş. End. San. ve Tic. Ltd. Şti.)'nin,
yürüttüğü faaliyet kapsamında Hastane’nin Acil Doğum Servisi’nin 2. katına döşenecek su borularının çatıya çıkarılması işini davalı ...’ye verdiği, anılan davalı tarafından hizmet akdine dayanılarak çalıştırılan ve bu davalıya ait vinci kullanan sigortalının, çatıya çıkardıktan sonra hatalı olduğunu belirleyerek indirmeye başladığı boruların vinç halatının zincirlerinden kurtularak üzerine düşmesiyle yaşamını yitirdiği belirgin olup, mahkemece yapılan yargılamada iki hukukçu ve bir makine mühendisi tarafından düzenlenen, davalılar arasında aracılık (asıl işveren – alt işveren) ilişkisinin bulunmadığı, kazanın gerçekleşmesinde işveren konumundaki davalı ...’nün %75, sigortalının %25 oranında kusurunun olduğu yönündeki bilirkişi kurulu raporuna dayanılarak karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun; 4. maddesinde işveren, bu Kanunun uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmış, 87. maddesinde de, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı deneceği belirtilerek, sigortalıların üçüncü kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu Kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işverenin de sorumlu olduğu açıklanmıştır. Maddede “aracı” olarak nitelenen üçüncü kişi, sözleşmelerde, mevzuatta, öğretide, yargı kararlarında, alt işveren veya taşeron gibi adlarla da anılmaktadır. Anlaşılacağı üzere kanun koyucu tarafından yapılan bu düzenlemeyle asıl işveren, anılan Kanun bakımından söz konusu çalışma ilişkisi çerçevesinde, alt işverence çalıştırılan sigortalılara karşı olan tüm ödevlerinden sorumlu tutulmuş, böylelikle gerek sigortalıların, gerekse sigortalılara verilecek sosyal güvenlik haklarını uygulayan ...’nın hak ve alacakları güvence altına alınmıştır. Söz konusu Kanun hükümlerine göre açılan davalarda doğrudan uygulama olanağı bulunmamasına karşın vurgulanmalıdır ki, 4857 Sayılı İş Kanununun 2. maddesinde, bir iş sözleşmesine dayanarak işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren deneceği belirtilmiş, “asıl işveren – alt işveren ilişkisi”, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki olarak tanımlanarak, bu ilişkide asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu bildirilmiştir.
Aracılık; asıl işverenin varlığı, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesi, asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir
bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırması unsurlarını içermektedir. Asıl işverenle aracı arasındaki ilişkide taşıma, eser ve benzeri sözleşmelere dayanılması olanaklı ise de, hiç bir şekilde hizmet akdi unsurları bulunmamalıdır. Aracı kavramının belirleyici özelliği, asıl işverene ait işten bir bölüm iş alınması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırılmasıdır. Asıl işveren, sözü edilen 4. madde anlamında sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişi olup, asıl - alt işveren ilişkisi için işyerinde asıl iş sahibinin de işçi çalıştırıyor olması gerekmektedir. Sigortalı çalıştırmayan, “işveren” sıfatını kazanamayacağından, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve 87. madde kapsamında teselsül hükümlerine göre sorumluluk söz konusu olmayacaktır. İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise, işi alan kimse aracı değil, bağımsız işverendir. Şu durumda işin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, alt işverenlik ve dolayısıyla da dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi, bölerek ve ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi ihale makamı sıfatıyla o işten el çekmekle asıl işveren niteliği taşımadığından alt - asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 12.12.2007 gün ve 2007/10-973 Esas - 2007/975 Karar sayılı, 10.11.2010 gün ve 2010/21-497 Esas - 2010/590 Karar sayılı, 02.02.2011 gün ve 2010/21-739 Esas - 2011/5 Karar sayılı, 25.05.2011 gün ve 2011/21-290 Esas - 2011/361 Karar sayılı, 08.02.2012 gün ve 2011/21-789 Esas - 2012/62 Karar sayılı, 08.02.2012 gün ve 2011/21-790 Esas - 2012/63 Karar sayılı, 07.03.2012 gün ve 2011/21-815 Esas - 2012/122 Karar sayılı, 07.03.2012 gün ve 2011/21-819 Esas - 2012/123 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Yukarıdaki yasal mevzuat ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde; yürütülen faaliyet, yapılan iş ve tüm dosya içeriğine göre davalılar arasında 506 sayılı Kanunun 87. maddesi kapsamında aracılık ilişkisinin varlığı ve buna göre şirketin asıl işveren, S.Köklü’nün alt işveren olduğu belirgindir. Bu bakımdan; hak sahiplerince açılıp aynı mahkemede görülmekte olan ... Esas numaralı tazminat davasından kanıt olarak yararlanılmalı, 506 sayılı Kanunun 26., 4857 sayılı Kanunun 77. maddeleri ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü ve diğer yasal mevzuat çerçevesinde iş güvenliği uzmanınca yöntemince kusur raporu düzenlenmeli, hak sahiplerine bağlanan ölüm gelirlerinin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerleri Kurumdan sorulup açıklıkla belirlendikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum ve davalılardan ... vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalı Sıddık Köklü’ye geri verilmesine, 23.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.