Mahkemesi : Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
KARAR
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, davalılardan işverene ait çiftlik evinde 02.05.2002–02.06.2006 tarihleri arasında bahçe ve çevre bakımı, inşaat işleri ile her türlü ev işlerinde kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davalı işverene ait çiftlik evinde dava dışı ...'in sürekli çalıştığı, davacının ise ... 'e ev ve bahçe işlerinde yardımcı olduğu, çalışmalarının süreklilik arzetmediği, yapılan işin geçici ve aylık çalışmanın 30 günden az olduğu, bu nedenle davacının sigortalı sayılmasının mümkün olmadığı belirtilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Yasanın Geçici 7. maddesi kapsamında uygulama alanı bulan 506 sayılı Yasanın 79/10 maddesidir. 506 sayılı Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez”. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
(Mülga) Sosyal Sigortalar Kanunu anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar:
a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması,
b) İşin işverene ait yerde yapılması,
c) Çalışanın 506 sayılı Kanunun 3.maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. 506 sayılı Yasanın 2100 sayılı Yasa ile değişik 3/D bendi, ev hizmetlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışanlar haricindeki kişilerin sigortalı olamayacağını hükme bağlamıştır.
Eldeki dosyada; davacının ihtilaf konusu döneme ilişkin dava dışı işyerlerinden bildirilen çakışan hizmetlerinin ve davalı işverene ait çiftlik evinin Kurumda tescilinin bulunmadığı, davacının davalı işverene karşı açtığı işçi alacakları davasının bulunduğu, ancak akıbetinin araştırılmadığı, yine mahkemece, re'sen komşu iş yeri tanığı dinlenilmediği görülmüştür. Aralarında davacının eşi ve dayısının da bulunduğu davacı tanıklarının, davacıyı çiftlik evinde çalışırken gördüklerini; davacı–komşu işyeri tanıklarının, davalıya ait çiftlik evinde ... 'in çalıştığını, davacıyı da bahçenin etrafında çalışırken gördüklerini; davalı tanıklarından ... 'in, 1999 yılından itibaren davalı işverene ait çiftlik evinde ev ve bahçe işlerinde çalıştığını, davacının maddi durumunun kötü olması sebebiyle 5–6 sezon, 4 veya 5 gün ya da en fazla 1 hafta süreyle ağaç budama işlerinde çalıştığını, ücretini günlük olarak ödediğini, bunun dışında herhangi bir çalışmasının bulunmadığını, ...'in eşi ...'in de, davacıyı 4–5 kez ağaç budarken gördüğünü beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Mahkemece, tanık beyanları arasındaki çelişkiler giderilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulmuştur.
Hukuk Genel Kurulu'nun 29.06.2005 tarih ve 409/413 sayılı ilamında, hizmet tespiti davalarının hukuki niteliği ve ispat şekline ilişkin ilkeler şu şekilde belirtilmiştir. “Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıcı sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 288. maddesinde yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı 506 sayılı Kanunun 3/B ve D maddelerinde olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır.
Bu davalarda işverenin, çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır.
Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tespitine karar verilmelidir.”
Yukarıda belirtilen Hukuk Genel Kurul kararı doğrultusunda, somut olay değerlendirildiğinde;
Mahkemece; davacının, çalıştığını ancak çalışmasının Kuruma bildirilmediğini iddia ettiği davalı işverene ait çiftlik evinin tespiti istenen sürede
faaliyette bulunup bulunmadığı araştırılmalı; dosya içeriğinden dava dışı ... 'in davalıya ait çiftlik evinde çalıştığı anlaşılıyor ise de, davaya konu işyerinin kapsam ve niteliği gözetilmek suretiyle, ihtilaf konusu dönemde çiftlik evinin gerek ev işlerinde gerekse bahçe ve inşaat işlerinde bir işçiden fazla işçinin çalışması gereğinin bulunup bulunmadığı hususları değerlendirilmeli; tarafların gösterdiği tanıklar ile yetinilmeyerek, davacıya ait işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyası celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenilen tanık anlatımları ile iş bu davada bilgi ve görgülerine başvurulan tanık beyanları karşılaştırılarak, varsa çelişkiler giderilmeli; ihtilaf konusu dönemdeki çevre sakinleri, civar yerleşim yerlerinde uzun yıllar oturan komşu ya da yakın yerlerde kayıtlara geçmiş çalışanlar ile davacının bu çalışmalarını bilebilecek durumda olan mahalle muhtarı veya azaları re'sen tespit edilip tanık sıfatıyla beyanlarına başvurularak, uzun yılları kapsayan bu bilgilerinin doğruluğu konusunda tanıklar özenle dinlenilmeli ve bu yöndeki beyanları buna göre irdelenmeli, gerekirse bu hususlar dinlenen bu tanıklara ayrıntılı şekilde açıklattırılmalı; ayrıca bu işyeri hakkında Kuruma yapılmış herhangi bir şikayet olup olmadığı sorulmalı; davacının çiftlik evindeki çalışmalarının niteliği gereği gün boyu sürüp sürmediği de gözetilerek, davacının fiili çalışmalarının varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, kesintili mi, sürekli mi olduğu, kısmi süreli mi (part time) yoksa tam süreli mi (full time) çalıştığı hiçbir kuşku ve duraksamaya meydan vermeyecek biçimde belirlenmeli; böylelikle, toplanan ve toplanacak delillerin sonucuna göre davaya konu talep hakkında bir karar verilmelidir.
Kabule göre de; 03.12.2010 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 3/2. maddesinde “Müteselsilen sorumlu olanlar aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur” hükmünün öngörülmesi karşısında, inceleme konusu somut davada, davalılar yönünden ret sebebinin ortak olduğu gözetilerek lehlerine tek avukatlık ücretinin hüküm altına alınması gerekirken, her bir davalı lehine ayrı ayrı avukatlık ücretinin takdir edilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 30.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.