Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, Kurum zararının rücuen tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, 21.02.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine yapılan ödemelerden oluşan sosyal sigorta yardımlarının 506 sayılı Yasanın 10, 26 ve 87. maddeleri uyarınca tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın yasal dayanakları olan 9, 10 ve 87. maddeleri koşullarının varlığı kabul edilerek, 26.maddeye göre alınan kusur raporuyla, davalı ... Arazı'ın %70 oranında, davalı ...'ın % 85 oranında sorumlu olduğu kabul edilerek davanın kabulü yönünde hüküm tesis edilmiştir.
Somut olay incelendiğinde;davalılardan ... 'a ait hurdacı dükkanının dış cephe boya işinde diğer davalı ... tarafından 21.02.2006 çalıştırılan ... bastığı şeffaf polyester çatı kaplamasının açılması üzerine zemine düşerek vefat etmiştir.
Davada öncelikle halledilmesi gereken sorun, davalı ...'ın işi anahtar teslimi verip vermediği ve davalı ...'la arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin, bir başka ifadeyle, asıl işveren – taşeron ilişkisi bulunup bulunmadığının saptanmasıdır.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26 ve 87. maddeleridir. ”Üçüncü kişinin aracılığı” başlıklı, 506 sayılı Yasa’nın 87. maddesi, “sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu Yasanın işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir” hükmünü içermektedir. Bu maddeye göre aracı kavramı, her şeyden önce, bir asıl işverenin varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmeyi ve nihayet asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmasını gerektirir.
İşveren; Sosyal Sigortalar Kanununun madde 4/1 gereğince, bu Yasanın 2. maddesinde belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek ya da tüzel kişi olup, işveren niteliği sigortalı çalıştırmanın doğal sonucudur. Yasanın tanımından hareketle, asıl işveren-alt işveren ilişkisi için, işyerinde asıl iş sahibinin de işçi çalıştırıyor olması koşulu aranır. Sigortalı çalıştırmayan iş sahibi, “işveren” sıfatını kazanamadığı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlarda aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise, işi alan kimse aracı değil, bağımsız işverendir.İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır.
Yasa, alt işverenlik için, bir işte, bir işin bölüm ya da eklentilerinde işverenden iş almayı aramaktadır. Alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi ya da yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait işyerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda, aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır.
Bu açıklamalara göre, Mahkemece, davalı ...'a ait hurdacılık dükkanına ait işyerinin dış cephe boya işini üstlenen ...'la arasındaki ilişki belirlenerek, davalıların yeni oluşan duruma göre kusurları saptanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucunda, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum ve davalı ... vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalılara iadesine, 04.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy