(AİHS. m. 6) (2709 S. K. m. 36) (6100 S. K. m. 27, 320, 447) (5510 S. K. m. 101) (5521 S. K. m. 7) (2004 S. K. m. 17, 18)
Dava: Dava, davacının borçlu olmadığının tespitiyle ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 320. maddesi uyarınca dosya üzerinden esasa dair olarak yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi F. G. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1086 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda; yazılı, sözlü, basit ve seri olmak üzere dört yargılama usulü düzenlenmiş iken 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yazılı ve basit yargılama usulleri düzenlenmiştir.
Bir davada hangi yargılama usulünün uygulanacağı uyuşmazlığın niteliği veya davanın görüleceği mahkemeye göre belirlenmektedir. Bu bağlamda; 5510 Sayılı Kanunu'nun 101. maddesinde, anılan Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili çıkan uyuşmazlıkların çözümlenmesinde İş Mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş, 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7. maddesinde ise, İş Mahkemeleri'nde sözlü yargılama usulünün uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 447. maddesindeki diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hallerde bu Kanunun basit yargılama usulüyle ilgili hükümlerinin uygulanacağına dair hüküm karşısında; artık, iş mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanması gerekecektir.
Yazılı yargılama usulü 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda ayrıntılı olarak düzenlenmiş, basit yargılama usulü ise temel özellikleriyle kaleme alınmış, 322/1. maddesinde basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde, yazılı yargılama usulüne dair hükümler uygulanacağı belirtilmiştir (H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 12. Baskı, Ankara 2011, s. 586).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 320. maddesinin 1. fıkrasında mümkün olan hallerde mahkemenin tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebileceği öngörülmüş, ancak mümkün olan hallerin neler olduğu madde metninde sayılmamıştır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hukuki dinlenilme başlıklı 27. maddesi, T.C. Anayasası'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkına dair 6. maddesi nazara alındığında bir dava hakkında karar verilirken duruşma yapılması esastır. Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, gerekse Yargıtay ve doktrinin kabulü de bu yöndedir. Duruşma yapılmasında amaç, tarafların iddia ve savunmalarını yazılı beyanlar dışında bir kez de sözlü olarak hakime aktarmalarına imkan tanıyarak, hakime de bu iddia ve savunmalarda açık olmayan, tereddüt oluşturan konularda soru sormasını sağlamaktır. Tecrübeler bu uygulamanın uyuşmazlıkların sağlıklı çözümü için büyük önem taşıdığını, taraflar ve hakimin yüzyüze gelmesinin gerçeğe erişimi kolaylaştırdığını göstermektedir (Ejder Yılmaz, Geçici Hukuki Himaye Tedbirleri, C1, Ankara 2001, s. 888) (C. Akil, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Kasım 2012, s. 17).
Ayrıca, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi haklarıyla bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Yargılamayla ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır.
Duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karar verilmesi ise istisna olup, ancak bu konuda kanuni dayanak bulunması halinde mümkündür. Eş deyişle; ancak hukukun izin verdiği ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti, İcra ve İflas Kanunu'nun 17 ve 18. maddelerinde öngörülen şikayet davaları gibi durumlarda dosya üzerinden karar verilebilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 320/1. maddesi hükmünün de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Öte yandan; Hukuk Muhakemeleri Kanunu, hukuk yargılama usulüne önemli bir yenilik olarak ön inceleme müessesesini getirmiştir. Kanun gerekçesinden ...yargılamanın gecikme sebebi olarak gösterilen, mahkemelerce tam hazırlık yapılmadan tahkikata başlanılmasını engellemek amacına yönelik olduğu anlaşılan bu müessese ile; tarafların iddia ve savunmalarına dair dilekçelerin verilmesinin ardından, ancak tahkikat aşamasına geçilmeden önce, ama bu aşamaya hazırlık niteliğinde tarafların sulhe teşviki, delillerin toplanması ve sunulması için gerekli işlemlerin yapılması, tarafların anlaştıkları ya da uyuşamadıkları konuların tespiti ve dava şartları ile ilk itirazların değerlendirilerek sonuca bağlanması ön incelemenin kapsamını oluşturmaktadır. Bu sebeple mahkeme, ön inceleme için bir gün tespit ederek taraflara tebliğ edecektir.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda; davacının borçlu olmadığının tespitiyle ödeme emrinin iptali istemine dair eldeki davada, ön inceleme ve tahkikata dair duruşma açılıp, işin esasına girilerek çözümlenmesi gerekirken, Mahkemece duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı SGK Başkanlığı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve sair yönleri incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı SGK Başkanlığı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 20.06.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy