Mahkemesi :...... Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... Yavaş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı ............ Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994
tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Eldeki ıslah edilen davada; davacı murisinin, davalı işveren nezdinde 01.05.1997 – 06.07.1997 ile 22.11.1997 – 31.12.1997 tarihleri arasındaki çalışmalarında Kuruma bildirimi yapılmayan çalışmalarının tespitini istemiştir. Mahkemece, 01.05.1997 – 06.07.1997 tarihleri arasındaki dönemin hak düşürücü süre uğraması, 22.11.1997 - 31.12.1997 tarihleri arasındaki dönemin ispatlanamadığından bahisle davanın reddine dair hüküm kurulmuş ise de; davacının murisine yönelik davalı işveren tarafından talep dönemi işe giriş bildirgesinin Kuruma intikal edip etmediğinin yeterince araştırılarak ve işe giriş bildirgesinin imha edilmemesi gerekmesine rağmen Kurum cevabında işe giriş bildirgesinin imha edilmesine dair beyanın gerekçe ve dayanakları Kurumdan sorularak, davacı murisine ait davalı işveren tarafından verilen işe giriş bildirgesi olup olmadığı net olarak tespit edilerek hak düşürücü sürenin sonuca göre değerlendirilmesi gerekirken, yine davalı işyerine ait 1997/3. dönem bordroları Kurumdan celbedilerek dava konusu dönemde kayıtlı çalışanların bilgi ve görgülerine başvurulmadan, davacı bordro tanıklarından olan ve davalı işyerinde 30.11.1997 tarihine kadar kayıtlı çalışmaları bulunan Mehmet Solak’ın alınan beyanında; davacı murisi ile birlikte kasım sonunda birlikte işten ayrıldıklarına dair beyanı gözetilmeden, mahkemece, eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayalı hüküm kurulması isabetsizdir.
Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında; davacının iddiasına konu dönemlerdeki çalışmalarının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; davalı işveren tarafından davacı murisi adına düzenlenen tüm işe giriş bildirgelerinin davacının Kurumdaki şahsi dosyası da gözetilerek Kurumdan sorularak celbedilmeli; işe giriş bildirgelerinin imha edilmemesi
gerektiğinden Kurumdan davacı murisi adına davalı işveren tarafından düzenlenen işe giriş bildirgelerin imha edilme gerekçe ve dayanak bilgi ve belgeler celbedilmeli; işe giriş bildirgeleri ile ilgili çelişki açık ve net olarak giderildikten sonra sonuca göre hak düşürücü süre irdelenmeli; davalı işyerinin 1997/3. dönemine ilişkin bordrolar Kurumdan celbedilerek, dava konusu bordrolarda kayıtlı çalışmaları bulanan çalışanlar tespit edilip re’sen bilgi ve görgülerine başvurulmalı; 15.05.1997 - 30.11.1997 tarihleri arasında davalı işyerinden kayıtlı çalışmaları olduğu anlaşılan davacı bordro tanığı Mehmet Solak’ın beyanları gözetilmeli; yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 02.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.