Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, davalılardan ... adına bildirilen bir kısım hizmetlerin kendisine ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; davalılardan Agıt ve Yaldız oğlu, 20.02.1956 doğumlu ...’ın ... sigorta sicil numarası ile 23.05.1986 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğu, davacı Ferik ve Tevrat oğlu 10.06.1953 doğumlu ...’ın ise “10336884” sigorta sicil numarası ile kayıtlı olduğu; “10318931” sigorta sicil numarası ile ... Şeker Fabrikası’ndan yapılan bildirimlerin bir kısmının davacının adı davalının kimlik bilgileri ile, bir kısmının davalının isim ve kimlik bilgileri ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacı, “10318931” sigorta sicil numarası ile yapılan tüm bildirimlerin kendisine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7/1’inci maddesi uyarınca davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin ve aidiyetlerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olayda; ... İş Mahkemesinin 04.05.2000 tarih 4098 / 4234 sayılı ilamı ile 13.09.1975 tarihinde işe girdiğine ilişkin işe giriş bildirgesinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilerek kesinleşmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile davalı ...’ın beyanı da nazara alındığında; 1980 sonrasındaki bildirimlerin davacıya aidiyeti uyuşmazlık konusu değildir. Davalı ...’ın kendisinin ilk olarak 1975 de anılan işyerinde çalışmaya başladığı, ancak kendisi askerdeyken davacının kimlik bilgileri ile çalışmaya devam ettiği iddiası üzerine; Mahkemece, davalının askere sevk ve terhis tarihlerinin sorulduğu müzekkereye, ... Askerlik Şubesi tarafından verilen 14.02.2011 tarihli cevabi yazının kimlik bilgileri bölümünde davacının adı ancak davalının kimlik bilgileri yer aldığından söz konusu sevk ve terhis tarihlerinin kime ait olduğu anlaşılamamaktadır. Üstelik davacının ... Şeker Fabrikası işçi sicil kartında davalının isim ve kimlik bilgilerinin üzeri çizilerek davacının isim ve kimlik bilgilerinin yazıldığı görülmektedir. Bu nedenle; öncelikle önceki cevabi yazı da eklenmek suretiyle tarafların askere sevk ve terhis tarihleri ayrı ayrı ilgili askerlik şubesinden sorulmalı; gerek uyuşmazlığa konu dönemdeki bildirimler gerekse işyeri sicil kartındaki çalışma başlangıç tarihleri ile karşılaştırılmalı; anılan sicil kartında görüş ve imzası olan doktor, amir ya da şeflerin tanıklıklarına başvurulmalı; 1980 yılından önceki çalışmaların aidiyeti şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmeli, deliller hep birlikte değerlendirilerek takdir edilip, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usûl ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.