Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, davacının ... ... ... A.Ş. işyerinde 28.08.1998-31.07.2007 tarihleri arasında sigortalı olarak çalışmasına karşın, Kuruma eksik bildirilen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen işçi alacakları davasında, davacının 27.06.2000-30.01.2007 tarihleri arasında kesintili olarak 4 yıl 13 gün çalıştığının kabul edildiği, kararın davacı tarafından temyiz edilmemesi üzerine çalışmaların kesintili olduğu belirtilerek, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Davalı ... ... ... A.Ş., davacı ile aralarında hizmet ilişkisi bulunmadığını, davacının şirketlerine iş yapan müteahhitler yanında çalıştığını, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin müteahhitleri ilgilendirdiğini iddia ederek, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davacının, ihtilaf konusu dönemde; dava dışı ... ... ... Taah. Tic. Ltd. Şti., ... İnş. Taah. Tic. San. ... Şti. / ... ... ... ve ... Tesisler İnş. Montaj Taah. San. Tic. Ltd. Şti., ... Mühendislik ... San ve Tic. ... Şti., ... İnş. Taah. San. Paz. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... ... San. Tes. ve Tic. A.Ş. işyerlerinden Kuruma işe giriş bildirgelerinin verildiği, bir kısım hizmet sürelerinin bildiriminin de ünvanı belirlenemeyen işyerleri ile anılan işyerlerince yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davada çözümlenmesi gereken ilk uyuşmazlık, davalı ... ... ... A.Ş. ile dava dışı yükleniciler arasındaki sözleşmelerin muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve bunun sonucu olarak da davalı ... ... ... A.Ş.'nin gerçek işveren olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacının ücretini, ... haklarını, sigorta primlerini ödeyen, kendi işyerinden işe giriş bildirgesini ve prim bildirgelerini veren, ihale suretiyle davalı ... ... ... A.Ş.'den sözleşme kapsamında tanımlanan işi alan dava dışı işverenlerdir. Davalı asıl işveren ile ihale ile iş alan alt işverenler arasında düzenlenen sözleşme ve eki şartnamelere göre işe alınacak sigortalılarla ilgili çalışma koşulları, ... ve ekonomik haklar ile ilgili düzenlemeler asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluluğunu düzenleyen mevzuat hükümleri sonucu olup, alt işverenin, işverenlik sıfatını ve sorumluluklarını ortadan kaldıran düzenlemeler değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (14.11.2001 Tarih, 2001/9-711 Esas, 2001/820 Karar sayılı) kararında da ifade edildiği gibi, alt işverenlerin değişmesine karşın, davacı sigortalının ihaleyi alan yeni alt işveren yanında çalışmasını sürdürmesini engelleyici bir düzenleme olmadığı gibi, koşullarının oluşması halinde 506 sayılı Kanunun 82. maddesi kapsamında işyeri devri olarak da ele alınabileceğinden bu durumu da muvazaa olarak değerlendirmek mümkün olmamaktadır.
Çözümlenmesi gereken diğer bir uyuşmazlık ise, işverenler arasındaki hukuksal ilişkinin dayanağının somut olaydaki gibi 506 sayılı Kanunun 87. maddesi olması halinde asıl işverenin, alt işverene hizmet akdi ile bağlı sigortalının 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi uyarınca açacağı hizmet tespiti davasında -işveren olarak- taraf gösterilip gösterilemeyeceği sorunudur. 506 Sayılı Kanunun 87’nci maddesinde, bu Kanunun işverene (aracıya - alt işverene) yüklediği ödevlerden dolayı asıl işverenin de sorumlu olduğu belirtildiğine göre, aylık sigorta primlerinin Kuruma yatırılması, aylık sigorta prim bildirgelerinin, dört aylık sigorta primleri bordrolarının, aylık prim ve hizmet belgelerinin Kuruma verilmesi gibi ödevlerin yasal süresi içerisinde yerine getirilmemesi durumunda, Kuruma karşı her iki işverenin de teselsül hükümleri gereğince sorumlu tutulacağı açıktır. Anılan dava ile sigortalı, çalışma sürelerinin saptanmasının yanı sıra, bu sürelere ait primlerin de her iki işverence Kuruma ödenmesini amaçladığından ve davada elde edilecek kesinleşmiş hüküm doğrultusunda sigorta primlerinin Kurumca alınması söz konusu olacağından, davanın asıl işverenin de hak alanını ilgilendirdiği belirgindir ve sonuç itibarıyla bu tür hizmet tespiti davalarında sigortalıyı çalıştıran aracı - alt işverenle birlikte asıl işverenin de taraf sıfatının (pasif husumet ehliyetinin) varlığı kabul edilmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yukarıda değinilen 10.11.2010 gün ve 2010/21-497 Esas, 2010/590 Karar sayılı ilamında da aynı görüşten hareketle bu sonuca ulaşılmıştır. Ancak önemle belirtilmelidir ki; Kurumla beraber yalnızca aracıya yönelik açılan davalarda mahkemece taraf teşkili açısından herhangi bir eksikliğin bulunmadığının benimsenmesi, dolayısıyla davacı sigortalıya asıl işvereninin de davaya katılımının sağlanması yükümünün yüklenmemesi, diğer taraftan her iki işverenin taraf olduğu davalarda yargılama sonunda kurulacak hükümde sigortalıyı çalıştıran işveren (aracı – alt işveren) özellikle belirtilip, sigorta primleri yönünden her iki işverenin teselsül hükümlerine göre sorumlu olduğunun açıklanması gerekmektedir.
506 sayılı Kanunun 4. maddesi ile “sigortalıları çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler “İşveren” olarak tanımlanmıştır. “Çalıştıran” olgusu, tespiti istenen sürelere ilişkin hizmet akdinin tarafı konumunda olan ve hizmet akdini düzenleyen “işvereni” ifade etmektedir. Davacı sigortalının taraf olduğu hizmet akdinin, dava dışı alt işverenler tarafından düzenlenmiş olması karşısında, hizmet tespitine yönelik davanın bu işverenlere husumet yöneltilerek açılması gerekir. Davanın, tespiti istenen sürelere ilişkin hizmet sözleşmelerinin tarafı olan alt işverenlere yöneltimesi, hizmet ilişkisinin ve süresinin tespiti; gerek ispat külfeti, gerekse delillere ulaşabilme gibi konular nedeniyle de davanın sübutu için önem arzetmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; Mahkemece, davacıya ait hizmet döküm cetvelinde görünen ve alt işveren oldukları anlaşılan; dava dışı ... İnşaat ... Taah. Tic. .... Şti., ... İnş. Taah. Tic. San. ... Şti. / ... ... Hatları ve ... Tesisler İnş. ... Taah. San. Tic. Ltd. Şti., ... ... Isı San ve Tic. Ltd. Şti., ... İnş. Taah. San. Paz. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... ... San. Tes. ve Tic. A.Ş. ile ünvanı belirlenemeyen ve fakat davacının hizmet cetveline göre, ihtilaf konusu dönemde Kuruma hizmetlerinin bildirildiği diğer işyerlerine, HMK.'nın 124. maddesi uyarınca husumet yöneltmesi için davacıya mehil verilmeli; husumet yöneltildiğinde, anılan alt işverenlerin göstereceği deliller toplanmalı, bütün deliller toplandıktan sonra, yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmelidir. Ancak önemle belirtilmelidir ki; davacıyı çalıştıran alt işverenler olduğundan, tespit hükmünün alt işverenler hakkında kurulması gerekir. Asıl işveren ... ... ... AŞ.'nin sorumluluğu ise ödenmeyen prim borçlarıyla sınırlı olup, aleyhine tespit hükmü kurulması mümkün değildir.
2-) Öte yandan; 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Somut olayda, davacının hizmet cetvelinden, ihtilaf konusu döneme ilişkin çalışmalarının bir kısmının Kuruma bildirildiğinin anlaşılması karşısında, hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyecektir.
3-) Diğer taraftan, mahkemece, davacının işverene karşı açtığı işçilik alacakları davasında çalışmanın kesintili olduğunun kabul edildiği ve bu kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğine dayalı olarak eldeki davada, çalışmanın niteliğinin kesintili olduğunun kabul edildiği görülmüş ise de, işçi tarafından açılan işçilik alacakları davasında Kurum taraf olmadığından, bu kararların ancak güçlü delil niteliğinde olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alınmaksızın eksik araştırma ve inceleme ile yazılı gerekçelerle hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç :Temyiz edilen hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, 11.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy