Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, davacının işverenlik sıfatının olmadığının, 22.08.2008 tarihli yangın olayında vefat eden ... 'nın davacının işçisi olmadığının tespiti ile idari para cezası tahakkukuna ilişkin ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
İnceleme konusu olayda;davacıya ait işyerinde kaçak inşaat yıkımı sırasında ... ,... , ... ve ... 'in kazalanması ile ilgili ihbar üzerine yapılan denetim sonucu düzenlenen kontrol memuru raporuyla, 5510 sayılı yasanın 8. Maddesinde öngörülen sigortalı işe giriş bildirgesinin Kuruma sigortalının çalışmaya başlamadan önce verilmemesi nedeniyle 5510 sayılı yasanın 102.maddesi gereğince davacıya idari para cezası uygulanmıştır.Davacı iş bu dava ile idari para cezasının iptali ile kazalı ... 'nın işvereni olmadığının tespitini talep etmiştir. Mahkemece; davacının isteminin idari para cezası iptali olmadığı ve aleyhine açılacak tazminat davasında hukuki irdelemenin yapılacağı anlaşıldığından hukuki menfaat yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de yapılan inceleme ve tespit hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı ... Sigortalar ve ... Sigortası Kanununun “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 88. maddesinin on altıncı fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanunun 51., 102. ve 106. maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, “Kurumca verilecek idari para cezaları” başlıklı 102. maddesinde, Kurumca verilecek idari para cezaları, bunlara karşı ilgililerce başvurulacak yargı yolu ve zamanaşımı konusunda düzenleme yapılarak, Kurumca tahakkuk ettirilen idari para cezalarına yönelik itirazları reddedilenlerin belirli sürede yetkili idare mahkemesine başvurabilecekleri, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması durumunda cezanın kesinleşeceği öngörülmüştür. Diğer taraftan, aralarında idari para cezalarının da yer aldığı Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali istemine ilişkin davaların yasal dayanağı, 6183 sayılı Kanunun “Ödeme emri” başlığını taşıyan 55. ve “Ödeme emrine itiraz” başlıklı 58. maddesidir. 55. maddenin ilk fıkrasında, kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, (7) gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı belirtilmiş, 58. maddenin birinci fıkrasında da, kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde itirazda bulunabileceği açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, bir yönüyle “menfi tespit” niteliğindeki ödeme emrine itiraz/ödeme emrinin iptali davasının hak düşürücü nitelikte olan (7) günlük süre içerisinde açılması zorunlu olduğu gibi, kendisine ödeme emri gönderilen borçlunun itirazları da üç nedenle sınırlandırılmıştır. Kanun koyucu tarafından, tahsil edilmesi istenen alacak, kamusal nitelikte imtiyazlı olduğundan sürüncemede kalması önlenerek, hızla tahsilinin sağlanması istenmiş, bu nedenle kamu alacağına ilişkin takip kesinleştikten sonra yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılması yönünde herhangi bir hüküm öngörülmemiştir. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmede; ödeme emrine itiraz/ödeme emrinin iptali ve menfi tespit niteliğindeki davanın iş mahkemesinde görülmesi gerektiği açık olduğu gibi, ödeme emirlerine konu borcun idari para cezasını içeriyor olmasının yargı yoluna etkisinin bulunmadığı da belirgindir. Bu bakımdan, (7) günlük hak düşürücü süre içerisinde açılan davada, idari para cezalarının kesinleşip kesinleşmediği, özellikle tebligatların yönteme aykırı yapıldığı yönündeki davacı vekili itirazı kapsamında araştırılarak elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
2- Davacının işverenlik sıfatının tespitinde hukuki yarar bulunması nedeniyle kazalı ...'nın hak sahiplerinin de davaya dahil edilerek, işin esasına girilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy