Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :2008/133-2013/15
Dava, muris ......... Dikkaya adına 01.11.1988 – 10.12.2003 tarihleri arasında kalan dönem için hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, davanın kısmen kabulüyle 1999 – 2003 arası her yıl 2. dönemlerde çalışmanın tespitine karar vermiştir.
Hükmü, tarafların vekillerinin temyiz etmeleri üzerine, davalı ......... Başkanlığı vekilinin temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-)Hüküm İş Mahkemesinden verilmiştir.5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre, iş mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda hüküm, 12.02.2013 tarihinde tarafların vekillerinin yüzüne karşı tefhim edilmiş, davacı vekilinin temyizi 01.04.2013 gününde, davalı ... vekilinin temyizi ise 11.03.2013 gününde yapılmıştır. Bu hale göre davada 8 günlük temyiz süresi geçmiştir.
O hâlde, 01.06.1990 gün ve 1989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı da gözönünde tutularak davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin temyiz dilekçelerinin süre aşımı yönünden reddi cihetine gitmek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin temyiz dilekçelerinin REDDİNE;
2-)Davalı .......... Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
5510 sayılı............Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddenin 10. fıkrasına göre; yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları,
Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Buna göre; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
10.11.2008 tarihinde açılan davada; dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davacının murisinin 2002 yılından sonra davalı işyerinde çalıştığına ilişkin hiç bir delil olmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca 2002 yılı ve öncesine ilişkin çalışmaların davanın açıldığı 10.11.2008 tarihi itibariyle hakdüşürücü süreye uğradığı belirgindir. 2003 yılına ilişkin ise iddianın ispat edilemediği görülmektedir. Bu çerçevede davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken, maddi veri ve olgulara açıkça aykırı olan bilirkişi raporu dayanak alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
3-)Kabule göre, karar tarihinde yürürlükte olmayan eski tarife esas alınarak eksik avukatlık ücretine karar verilmiş olması ve çalışma gün sayısının 600 gün yerine 480 gün yazılması, isabetsizdir.
O hâlde, davalı ......... Başkanlığı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.