Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava, 1985-2008 yılları arasında, 1479 sayılı Kanun kapsamında ... ... sigortalılık süresinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde, davanın redddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Davacının,köftecilik faaliyeti sebebiyle 15.01.1985-30.12.1985 tarihleri arasında vergi kaydı, 27.3.1985-15.8.2005 tarihleri arasında, kahvecilik mesleği sebebiyle oda kaydı ve 03.4.1985-14.5.2012 döneminde ise sicil kaydı bulunduğu anlaşılmakta olup, davalı Kurum vekilinin cevap dilekçesinde, 27.7.2008 tarihli tescil müracaatı üzerine, 04.10.2000-01.10.2008 döneminde vergi mükellefiyeti olmayıp süresinde başvurusu da bulunmadığından isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edildiği bildirilmektedir.
1479 sayılı Kanun’un 26. maddesi sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceğini, aynı Kanunun 25. maddesi ise, yasal şartların gerçekleştiği tarihte sigortalılığın kendiliğinden başlayacağını hüküm altına almıştır. Öte yandan, yasakoyucu, 26. madde ile sigortalılara, 3 ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak yükümünü getirmiş, tescillerini yaptırmayanlar hakkında ise, Kurumca resen tescil işleminin yapılacağı emredici şekilde kurala bağlanmıştır.
1479 sayılı Kanunda, 506 sayılı Kanun’un 79. maddesine paralel nitelikte bir düzenleme bulunmadığı için kural olarak hizmet tespiti davası açılmasının mümkün olmadığını dikkate alan yasa koyucu, sigortalılık niteliğini taşıdıkları hâlde Kuruma tescil edilmemiş kişilere zaman zaman tescil imkânı tanınmış ve ayrıca istek hâlinde primi ödenmek şartıyla geçmişteki çalışmaların değerlendirilmesi sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 1. maddesi ile kayıt ve tescilsiz sigortalılara 04.10.2000 tarihinden itibaren yeniden tescil imkânı getirilmiş, ancak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname ... Mahkemesi’nce daha sonra iptal edilmiştir.
02.08.2003 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasaya eklenen geçici 18. maddesi, 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 1. maddesindeki hükmü tekrarla sigortalılık niteliğini taşıdıkları hâlde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmayanlara yeni bir imkân getirmiştir.Geçici 18. maddesi; “Sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar. Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49. ve ek 15. maddelerine göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağını yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir” hükmünü getirmiştir.
Somut olayda, şahsi dosyası da getirtilmek suretiyele, davacının geçici 18. madde kapsamında 04.10.2000 öncesine ilişkin olarak borçlanma talebi ya da 02.08.2003 öncesi kuruma giriş bildirgesi verilmesi ya da prim ödemesinin bulunup bulunmadığı belirlenmeli, bulunmadığının anlaşılması karşısında, anılan maddeye göre sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinde başlayacağından, 04.10.2000 öncesi döneme yönelik olarak talebinin reddi isabetli kabul edilmelidir.
2- 04.10.2000 sonrası dönem için ise,bu yönde davanın yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanunun 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle değişik 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde; kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu ... güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; ... ve sanatkârlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanların, ... ve Sanatkâr siciline kayıtlı bulunanların veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yöntemince kayıtlı olanların sigortalı sayılacağı belirtilerek bu tür kayıtlardan yalnızca birinin varlığı yeterli görülmüş; daha sonra anılan madde 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunun 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 14 üncü maddesiyle değiştirilerek zorunlu sigortalılık kapsamına yalnızca, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar alınmış, gelir vergisinden muaf olanlar yönünden ise ... ve Sanatkâr Sicili ile birlikte aynı zamanda kanunla kurulu meslek kuruluşuna yöntemince kayıtlı bulunma koşulları getirilmiş ise de, 1479 sayılı Kanunun 3165 sayılı Kanun ile değişik 24. maddesi hükmü gereği sigortalılık niteliğinin kazanılması ve devamı halinde 4956 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik kapsamında vergiden muaf olmasa bile davacı lehine oluşan usulü kazanılmış hak gözetilmelidir. Öte yandan belirtilmelidir ki; gelir vergisi yükümlüsü
olmak, ... ve Sanatkâr Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yöntemince kayıtlı bulunmak, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın karinelerini oluşturmakta ise de, zorunlu sigortalılık için ön koşul, başka ... güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalmak kaydıyla herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmiş olmasıdır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelerin hüküm vermeye elverişli olmadığı görülmektedir. Bu nedenle; 04.10.2000 tarihinden sonraki dönem yönünden 3165 sayılı ve 4956 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeler ve davacının oluşan yasal düzenlemeler karşısındaki usulü kazanılmış hakları da gözetilerek, davacının vergi kaydının 30.12.1985 tarihinde sona ermesine rağmen, ... odası ve sicil kaydının devam ediyor olması dikkate alınarak özellikle kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasının varlığı yöntemince araştırılarak, davacının ibraz edeceği deliller de birlikte değerlendirilip sonuca göre karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 10.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy