Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, icra takibine yönelik itirazın iptali ile icra inkâr tazminatı verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yazılı biçimde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı kurum avukatı ile davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı 1479 Sayılı Yasanın 45. maddesi olup, davalıya, 25.11.1997 tarihinde vefat eden.....emeklisi karısından dolayı ölüm aylığı bağlandığı, dosya içeriğinden, davalının 15.11.1998-16.07.1999 ve 23.10.2000- devam biçiminde evli bulunduğu, 13.06.2007 tarihli yazıyla evli olunan dönemde ödenen 15.592,44 TL asıl alacağın ferileriyle birlikte iadesinin istenip, ödenmemesi üzerine de 22.11.2007 tarihli icra takibiyle 15.592,44 TL aylık 9.445,27 TL faiz olmak üzere toplam 25.037,71 TL asıl alacak ile ayrıca 691,45 TL faizin tahsilinin talep edildiği, ödeme emrine süresinde itiraz eden davalının, eldeki davada da süresi içerisinde zamanaşımı savunmasında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kabule dair ilk karar, Dairemizin 08.05.2012 tarih 3356/8275 Sayılı İlamıyla; “...davalının ölüm aylığından kaynaklanan yersiz ödemeleri iade yükümünün 5510 Sayılı Yasanın 96. maddesi hükmü uyarınca belirlenmesi gereği üzerinde durulmaması, beyan ve taahhüt belgelerinin varlığı da araştırılıp, dosya içeriğine göre davalının iyi niyetli olup olmadığının tartışılıp, zamanaşımı defi de irdelenmek suretiyle davacının iade yükümünün kapsamının belirlenmemesi, yersiz ödeme dönemlerine ait Kurum kayıtlarının celbiyle iddia edilen borç tutarı ve dönemlerinin bilirkişi marifetiyle saptanması ve bu saptama yapılırken Borçlar Kanununun faize faiz yürütülemeyeceğine ilişkin "...Geçmiş günler faizinin tediyesinde temerrüt sebebi ile faiz yürütülemez." hükmünün irdelenmesi gereğinin gözetilmemesi, usul ve yasaya aykırı...” olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma sonrası yapılan yargılama sürecinde; kurumca gönderilen 04.12.1997 tarihli beyan ve taahhüt belgesinde, hiçbir Kurumda çalışılmadığı ve aylık alınmadığı belirtilerek, çalışıldığı takdirde, keyfiyetin bildirileceği taahhüt edilmiş, mahkeme de, taahhüdün evlenmeyi kapsamadığını gerekçe göstererek, iadenin 5510 Sayılı Yasanın 96/b maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Diğer yandan, celp edilen yersiz ödeme kayıtlarında, ilk yersiz ödeme dönemi 15.11.1998-16.07.1999 arası olarak ve aylık ödeme tutarı 145,20 TL faiz tutarı da 512,01 TL gösterilmiş, ikinci yersiz ödeme dönemi ise 01.11.2000-28.05.2007 arası olarak ve aylık ödeme tutarı 15.447,24 TL faiz tutarı da 8.773,45 TL gösterilip toplam asıl alacak ve faiz tutarı aynen yukarıdaki 13.06.2007 tarihli yazı içeriği gibi gösterilmiştir. Mahkeme, hatalı işlemin öğrenildiği 13.06.2007 tarihinden 5 yıl geriye giderek, istirdada konu dönemi 13.06.2002-28.05.2007 arası dönem olarak kabul etmiş, yersiz ödeme tutarını da kayıtlara göre 14.487,01 TL belirleyerek 22.11.2007 tarihli icra takibine göre de, Borçlar Kanununun 66. Maddesi kapsamında 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediğini kabul ederek ve 14.487,01 TL’nin takip tarihi itibariyle tebliğ edildiğini gerekçe gösterip, bunu takiben 24 ayın ilavesiyle 14.11.2009 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsile hükmederek, kısmen kabule karar vermiş ve alacağın likit olmadığı gerekçesiyle de, inkar tazminatına yönelik istemin reddine hükmetmiştir.
Mahkemece, 04.12.1997 tarihli beyan ve taahhüt belgesi ve dosya içeriği dikkate alınarak davalının iade borcunun 5510 Sayılı Yasanın 96/a maddesi kapsamında bulunduğu kabul edilmeksizin, yazılı biçimde karar tesis edilmesi, diğer taraftan davaya ve takibe konu alacağın ölüm aylığından kaynaklandığı ve likit olduğu gözetilmeksizin, icra inkar tazminatına ilişkin istemin reddine hükmedilmesi isabetsiz bulunmuştur. Kabule göre de, iade borcunun 5510 Sayılı Yasanın 96. maddesinin (b) bendi kapsamında değerlendirilmesine rağmen, yersiz ödemelerin tebliğ edildiği tarih araştırılmaksızın, yazılı biçimde faize hükmedilmesi, yerinde görülmemiştir.
O hâlde; davacı Kurum avukatı ile davalı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 24.09.2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy