Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava, 09.07.2004 tarihli trafik-iş kazası sonucu yaralanan sigortalıya bağlanan gelirlerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı kurum; 09.07.2004 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası sonucu yaralanan sigortalıya bağlanan gelirlerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesine istinaden rücuen tazminini talep etmiş olup; Mahkemece, kurum zararının %85 kusur karşılığı davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Borcu ortadan kaldırmamakla birlikte, yerine getirmekten kaçınma yetkisi veren zamanaşımı defi, ancak, bunu ileri süren taraf yönünden sonuç doğurmakta, bir başka anlatımla, mahkemece kendiliğinden gözetilemeyen zamanaşımı defi, yasal süresinde ileri sürüldüğü takdirde değerlendirmeye alınabilmektedir.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109’uncu maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin istemlerin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı hüküm altına alınmıştır. Anlaşılacağı üzere maddedeki zamanaşımı süresi, zararın ve eylemi gerçekleştirenin (failin) öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup, Kurumca zararın öğrenilme tarihinin, bağlanan gelirin onay, giderlerin sarf ve ödeme tarihleri olduğu açıktır. Tazminat yükümlüsünün öğrenilme tarihine ilişkin olarak ise,
Kurumun yetkili organının faili öğrendiği tarih esas alınmalıdır. Bu kapsamda; ceza mahkemesince yargılanıp hakkında cezalandırma kararı verilen üçüncü kişi yönünden, Kurumun, ceza kararının kesinleştiği tarihte faili öğrendiği kabul edilmeli, cezalandırma kararının söz konusu olmadığı durumlarda ise yöntemince yapılacak araştırma sonunda tazminat yükümlüsünün kim olduğunun öğrenilme tarihi açıklıkla saptanmalıdır. Önemle belirtilmelidir ki, zamanaşımı süresinin, hem zararın, hem de tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren, bir başka anlatımla, ancak, her iki olgu gerçekleştikten sonra işlemeye başlayacağı dikkate alınmalıdır.
Dava konusu somut olayda; davalılardan ...’ın yasal süresi içerisinde ileri sürdüğü zamanaşımı def'i kapsamında, yukarıdaki düzenleme ve açıklamalar ışığı altında, davaya konu kaza olayını soruşturan sigorta müfettişi rapor tarihinin 15.08.2005, gelirin yetkili organ tarafından onay tarihinin ise 29.06.2006 olması karşısında anılan davalı yönünden zamanaşımının gerçekleşmiş olduğu gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme sonucunda işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi,
Bununla birlikte; Mahkemece, onay tarihinin 29.06.2006 yerine, yanılgılı değerlendirme sonucu 15.09.2005 olarak yanlış yazılarak faiz alacağının değerlendirilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 10.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy